SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Vehhabilik -16

Vehhabilik -16
Mehmet Nuri Turan( mehmetnurituran@nurdanhaber.com )
25 Mart 2019 - 7:07

Nurdanhaber – Mehmet Nuri Turan

Suud İhvan’ın Dini Zihniyeti-2:

Güya takva olmaktan kaynaklanan bu tepki, başka dinden olanlarla sınırlı kalmamakta, müslüman olduklarında kuşku olmayan insanlar da aynı tür muamelelere maruz kalmaktaydılar. İhvan mensuplarının, kendilerinden olmayan müslümanlara selam vermedikleri, onların selamlarını almadıkları, onlarla beraber yemeğe oturmadıkları bildirilmektedir. (47-Wahba, Sheikh Hafiz, The Arabian Days, 1964, s.126-127) Yabancılarla karşılaştıklarında aniden sırtlarını dönmek veya elleriyle yüzlerini kapamak, İhvan mensuplarında gözlemlenen diğer alışkanlıklardi. (48-Harrison, Paul W., The Arab at Home, London, 1925,s.135)

Kuveyt, Irak, Suriye, Hicaz gibi yabancı memleketlerden Necd’e gelen ziyaretçiler, doğrudan hicrelere sokulmaz, belli bir süre bir nevi karantinada tutularak imani hastalığının olup olmadığı araştırılırdı. Bazılarından, üzerlerindeki elbiseleri çıkartıp gusletmeleri ve yeni elbise giymeleri talep edilirdi. Hatta hicrelerin yerlisi olan İhvan mensupları bile ticaret vs. gibi bir nedenle gittikleri “kafirlerin ülkelerinden” geri dönüşlerinde aynı tür karantina ile karşılaşabiliyorlardı. Zaten, sık sık Necd dışına yolculuk yapan kimselere hoş gözle bakılmaz, onlardan uzak durulmaya çalışılırdı.

İbn Suud’un daveti üzerine halk sağlığıyla ilgili bir vazife için 1919’da Riyad’a gelen Dr. Harrison, Riyad şehrini, “insanlarının, bu dünyadan daha çok öbür dünyayla ilgililendikleri yeryüzündeki tek şehir” olarak betimlemektedir. (49-Harrison, Paul W., “Al Riadh, the Capital of Nejd, The Moslem World, 8(1919),s.419) İbn Suud’un başlattığı davet çalışmasıyla Necd’deki dini coşku ve fanatizmin bir yüzyil önceki düzeyine büyük ölçüde yaklaşmış olduğunu söylemek mümkündür.

Reyhani ve Wahba’nın kaydettikleri İhvan’ın dini coşkusunu anlatan anekdotlar istisnai örnekler olmayıp genele teşmil edilebilecek bir ruh halini tasvir etmektedirler. Dini tedris ve vaazlar sırasında Allah’ın zikri geçtiğinde veya cennet ve cehennemin halleri anlatıldığında bazı İhvan mensuplarının benizlerinin solduğu, ağlamaya başladıkları, bayıldıkları, hatta bazılarının bu hallerinden kurtulamayıp vefat ettikleri şahit olunan olaylardandı. Bir akın sırasında ele geçirdiği bir kavanoz altını eksiksiz olarak ilgili memura teslim eden bir İhvan mensubunun, sırf savaş sırasında korkarak kaçmayı düşündüğü için kendisini münafik sayan ve tezkiye edilmesi için bir alime başvuran diğer İhvan mensubunun hassasiyeti tüm teşkilatın içinde bulunduğu psikolojiyi genel olarak göstermektedir.

Daha çok savaşlarda kendini gösteren fanatizm ise, söz konusu dini coşkuya eşlik eden diğer bir psikolojik durumdu. Yaptıkları akınlarda kadın ve çocukları bile öldürecek kadar taassup gösteren ve vahşileşebilen İhvan mensuplarının, teşkilatları dağıtıldıktan sonraki itiraflarında, yapmış oldukları bu tür işlerin “imam İbn Suud tarafından kendilerine bulaştırılan delilik derecesindeki bir hasta ruh halinin” sonuçları olduğunu söylediklerini görmekteyiz. Katlettikleri her kafir karşılığında büyük mükafata kavuşacakları yönündeki telkinler, ölmeleri durumunda cennet bahçelerinin ve içindeki huri kızlarının garanti edilmesi bu hastalığı ağırlaştıran faktörler olarak gösterilmekteydi. Söz konusu dini coşku ve fanatizm örnekleri, İslamiyet’in ilk yüzylinda ortaya çıkan Hariciyye mensuplarıyla 20. yüzyılın İhvan mensupları arasında çok yönler bulunduğunu göstermektedir.

Aşağıdakı olay ise benzerliği daha açık olarak gösteriyor. 1920’deki Cehra savaşı sırasında İhvan’a teslim olmak zorunda kalan Kuveytliler, sorguya alınırlar ve kendilerine iman ve ibadetler hakkında bir dizi soru yöneltilir. Sorguya çekilen ilk Kuveytli suallere doğru cevap vermesine rağmen, “doğru dini” bildiği halde niçin Kuveyt’ten İslam diyarına” hicret etmediği kendisine sorulur. Bu soruya tatmin edici cevap veremeyen Kuveytli, hicret gibi önemli bir farzı terkettiğinden dolayı ölüm cezasına çarptırılarak hemen infaz edilir. Sorgu sırası gelen ikinci Kuveytli esir, arkadaşının başına gelenleri görmüş kendisini dinden habersiz bir insan olarak göstermeye karar vermiştir. Böylelikle idamdan kurtulmayı ummaktadir. “Kur’an nedir” şeklin de gelen ilk soruya, Kuveytlinin “Bombay’da basılan bir kitap” diye cevap vermesi İhvanı oldukça şaşırtır. Fakat bu şaşkınlık kısa sürer ve böyle bir Allahsız insanın yaşamaya hakkı olmadğı düşünülerek o da infaz edilir. (50-Wahba, Sheikh Hafiz, The Arabian Days, 1964, s.130) Hafiz Wahbanın naklettiği bu olay ile, Haricilerin sonraki meşhur “imtihan”ları hakkındaki rivayetler arasında belli benzerlikler bulunmaktadır. Bütün bu benzerlikler, aynı coğrafyada doğmuş olan bu iki dini grubun zihniyetlerinin aralarında on üç asır olmasına rağmen ne kadar uyum gösterdiğini gözler önüne sermektedir.

Vehhabiliğin tevhit anlayışının önemli bir parçası olan tevhid-i ameli’nin tabii bir sonucu olarak, ibadetlerin şekli tezahürüne İhvanın gereğinden fazla önem atfettiğini görmekteyiz. Bu husus, namaz ve cemaate devam konularında bariz şekilde ortaya çıkmaktadır. Hicrelerdeki camilerde, her namazdan sonra eğitim ve irşad amaçlı kısa bir  vaaz verilir, sonra da imam, camide asılı olan cemaat listesinden isimleri bir bir okuyarak camide olan ve olmayanları tespit ederdi. Medeni kaynaklı malumatta, bu işin hicrelerde beş vakit yapıldığı belirtilmektedir.

Reyhani ise Riyadı konu edinmekte, bu şehirdeki hemen hemen her camide bu kontrollerin her gün sabah namazlarında ve akşam yapıldığını bildirmektedir. Eğer cami cemaatinden gelmeyen olursa, cemaati temsilen bir grup, adamın evine gider ve gelmeme sebebi öğrenilirdi. Gelmeme mazereti çoğunlukla hastalık olduğundan, bu ziyaret hasta ziyareti yerine geçerdi. Fakat hastalık gibi geçerli bir mazeret yoksa, mesela o kişi uyuya kalmışsa, ziyaretçiler adama bir dizi nasihatte bulunurlar ve geri dönerlerdi. Bu durum ikinci defa tekrarlandığında, şahıs caminin yetkililerince çağrılır, daha ciddi bir uyarı yapılır, gerektiğinde azarlanır ve evine gönderilirdi. Üçüncü veya dördüncü defa da ise bunun bir alışkanlık haline geldiği düşünülür ve adam cezaya çarptırılırdı. (51-Gouldrup, Lawrence, “The İkhwan Movement of Central Arabia”, Arabian Studies, 6(1982), s.164). Harrison, bu cezanın yirmi sopa olduğunu ve halk önünde infaz edildiğini bildirmektedir. (52-Harrison, Paul, “Al Riadh, the Capital of Nejd”, The Moslem World, 8(1919), s.418)

Bu uygulamann İhvan’ın ele geçirdiği yerlerde de değişik şekillerde devam ettirildiği anlaşılmaktadır. Mesela 1924 sonrasında Mekke’de ezan okunduğu zaman, çarşıda dolaşan görevliler camiye gitme niyeti olmayan insanları sopalayarak camiye doğru sevkediyorlardı. Rutter, İhvan işgalinden sonra Mekkelilerin cemaatle namaz için Harem-i Şerif yerine kendi mahallelerindeki mescitleri tercih ettiklerini, çünkü genellikle Harem’de namaz kılan Vehhabilerin, namaz kılış şekillerinin farklılığından dolayı Mekkelileri taciz ettiklerini kaydetmektedir. (53-Rutter, Eldon, The Holy Cities of Arabia, London, 1928, s.200)

Allaha emanet olun gelecek makalemiz Suud İhvan’ın Dini Zihniyeti-3, olacak inşallah.