SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Vehhabilik -21

Vehhabilik -21
Mehmet Nuri Turan( mehmetnurituran@nurdanhaber.com )
11 Nisan 2019 - 7:07

Nurdanhaber – Mehmet Nuri Turan

İhvan’ın Sonrası ve Bugünkü Hal;

İhvan fiilen bitmişti ama İbn Suud, kendine sadık kalan İhvan mensuplarını, Mutavviler teşkitında, Kadılık görevlerinde istihdam etmeye devam etti. Sonrasında başgösteren bütün askeri krizlerde bunlardan çok istifade etti. Suudi Arabistan silahlı kuvvetlerinden bağımsız bir yapı olan Milli Muhafızlar teşkilatınıda İhvan mensuplarından kurdu, halende bu muhafızlar Necd halkından alınır.

İbn Suud, Vehhabilik inancını devletin resmi mezhebi yaptı ve bütün dünyaya selefilik kılıfıyla yayılması için çaba safetti. Körfez ülkeleri genelde bu fikre döndüler ve genel olarak bütün arap ülkelerini etkiledi. Özellikle Mısır, Suriye, Tunus ve Cezayir gibi diktatörlükle idare edilen basıkıcı rejimlerden kaçan alimler için bir dönem sığınak olması sebebiyle söz konusu alimlerin etki altında kalmalarından dolaya Arap dünyasına yayılması kolay oldu.

Özünde militan bir fikir olan Vehhabilik Suudi Arabistanda her nekadar resmi mezhep olsada ülke içindede sorun olmaya devam etmiştir.

1924 yılında Hilafet makamının boşalması ve Suudilerin bu konuya lakyt kalmaları her zaman eleştiri konusu olmuştur. Suud hanedanı ehli sefahet olmakla itham edilmiştir. Gerçek İslamdan sapma olduğu gerekçesiyle zaman zaman hanedan içinde bile sıkıntılar çıkmıştır

Dini sapma gerekçesiyle başgösteren ayaklanmaların en önemlisi 20 Kasım 1979 yılında Cuheyman el-Uteybi’nin önderlik ettiği KABE baskınıdır. Sabah namızından sonra yapılan baskında Cuheyman kayınbiraderi olan Muhammed b. Abdullah el-Kahtani’yi Mehdi ilan etti. Bu baskın sıradan bir iş değildi, polis ve ordu içinde ciddi destek görmüştü. Suudi yönetimi önceleri olayı gizli tutu. Ama 25 Kasımda basının haberi oldu ve herkes duydu. Kabe 5 Aralık 1979 günü Fransız komandolarının baskınıyla kurtarıldı. Bu olay sırasında Mehdi ilan edilen Kahtani’de dahil yüzlerce isyancı öldürüldü. Liderlerleri Cuheyman,la beraber sağ yakalananlar, ise elleri ve ayakları çapraz kesilerek idam edildiler.

Bu olay Suudi yönetimini çok zor durumda bıraktı. Hem Kabeyi koruyamamışlardı, hemde Kabeyi kurtarmak için kafir Hristiyanları, mukkades beldelere rica minnet ile sokmuşlardı. Fakat asıl önemlisi Vehhabi fanatizminin  sınır tanımamasıydı. Suudi yönetimi bu fanatizmi yönlendirecek bir alan bulmalıydı. Bu alan 24 Aralık 1979,da Sovyetler Birliğinin, Afganistan’ı işgaliyle altın tepside Suudi yönetimine sunulmuş oldu. Çünkü hem Vehhabi fanatizmini kanalize edecek bir alan bulmuşlardı, hemde Vehhabiliği küresel bir ideoloji olarak yayabileceklerdi, bundada büyük ölçüde başarılı oldular.

Suudi yönetimi Sovyetler birliğine, karşı olan blokla zaten beraberdi, üstelik Varşova paktı hariç Çin dahil bütün dünya İşgale karşı çıktı, öyleki Çin Afgan mücahidlerin eğitim kamplarını Çine taşıyarak onlara eğitim verdi ve mücahidlere her türden silah yardımında bulundu.

Suudi’ler ve Körfez ülkeleri Afgan cihadını finanse ettiler ve camii’lerde cihada katılmanın faziletleri anlatılarak gençlerin katılması, zenginlerin para vermesi yönünde teşvik edici vaazlar verdirdiler. Sonuç olarak başta körfez ülkeleri olmak üzere bütün İslam dünyasından akın, akın insanlar cihad’a katılmak için Afganistan’a gittiler. Bu tam dokuz yıl sürdü dünyanın bir çok ülkesinden gelen insanlar netice itibariyle artık sivil değildiler, savaşçıydılar ve savaş bitip ülkelerine döndükten sonra hepsi yeni bir fırsat kollamaya başladılar.

2 Ağustos 1990 yılında Irak ordusunun pravakasyona gelip, Kuveyt’i işgal etmesiyle bekledikleri fırsatın geldiğini düşünen, küresel cihadçıların önderliğini yapan ve 1989 yılında Afganistan’dan ülkesine dönüşünde milli kahraman gibi karşılanan, Usane bin Ladin, Suudi yönetimine Irak’ı, Kuveyt’ten çıkarmak için ABD ve batı dünyasından yardım istememesini, çünkü ABD ve batılı devletlerin bir daha Körfezden çıkmayacaklarını ve adeta işgale uğrayacaklarını bunun yerine kendisinin dünyanın her yerine dağılmış mücahidleri toplayıp, Irakı Kuveyt’ten çıkarabileceğini teklif etti. Suudi yönetimi bu cüretkar teklifi kabul etmedi, bu durum küresel cihadçılarla körfez ülkelerinin yöneticileriyle ilişkilerini bozdu. Maalesef Usame bin Ladin haklı çıktı, halihazırda Suudi Arabistan, Kuveyt, Irak ve Katarda onbinlerce ABD askeri ve onlarca üsleri var.

İslam dünyasının son üçyüz yıldır geri kalmışlığı, işgaller neticesinde birçok ülkenin sömürge durumunda olması, bazılarınında sözde bağımsız ama özde bağımlı olmaları, herkesi bir çıkış yolu aramaya sevk etti. Ancak müslüman halklar yaşadıkları ülkelerde kendi hükümetleri tarafından hep horlandılar ve asla söz hakkı verilmediler, bu durum büyük oranda dindar gençleri terörize etti. Bir taraftanda İran ve Suudi Arabistan islam dünyası üzerinde kendi hegomanyasını kurmak için, mezheplerini islam diye yaymak için ellerindeki muazzam parayla yapmadıkları kötülük kalmadı. Sonuçta HİZBULLAH ve DAİŞ, başta olmak üzere birçok örgüt çıktı, bu örgütlerin yapısına bakıldığı zaman sahip oldukları imkanlar bir hayli fazla bu kadar maddi imkana sahip olmaları insanın aklına bir çok soru işareti getiriyor. Yaptıkları iş ise genelde dehşet saçmak, buda batının işgalleri meşru göstermesinden başka bir şeye hizmet etmiyor.

Cenabı Haktan temennimiz İttihadı İslam’ın bir an önce temin etmemiz için aklımızı başımıza almamızı bize nasip etsin. Vehhabilerle ilgili dosyayı Üstad Bediüzzaman hazretlerinin onlar hakkındaki sözüyle kapatalım.

……. Fakat Vehhâbilerin seyyiât ve tahribâtlarıyla beraber, medâr-ı şükran bir cihetleri var ki, o çok mühimdir. Belki onların tahripkârâne olan seyyiâtlarına mukabil o cihettir ki, onları şimdilik muvaffak ediyor. O cihet de şudur ki:

Namaza çok dikkat ediyorlar. Şeriatın ahkâmına tatbik-i harekete çalışıyorlar. Başkaları gibi lâkaytlık etmiyorlar. Güyâ dinin taassubu nâmına tecâvüz ediyorlar. Başkaları gibi dinin ehemmiyetsizliğine binâen şeâir-i diniyeyi tahrip etmiyorlar.

Hem, Vehhâbilik az bir fırkadır. Koca âlem-i İslâmın havz-ı kebîri içinde ya erir, ya itidâle gelir; çünkü menbâı hâriçte değil ki, âlem-i İslâmı bulandırsın. Menbâı hariçte olsaydı, çok düşündürecekti…

Not: Bu makale serisinin hazırlanmasında en çok istifade ettiğim kaynak, Doç. Dr. Mehmet Ali Büyükkara’nın yazmış olduğu Suudi Arabistan ve Vehhabilik adlı eseridir. Herkesin okumasını tavsiye edebileceğim bir kaynak eserdir.

Allah’a emanet olun başka bir dosyada inşaallah buluşmak üzere hoşçakalın.