Nurdan Haber

MİSYONERLİK FAİLİYETLERİNİN OSMANLIYI PARÇALAMASI-1

MİSYONERLİK FAİLİYETLERİNİN OSMANLIYI PARÇALAMASI-1
Avatar
Mehmet Nuri Turan( mehmetnurituran@nurdanhaber.com )
20 Kasım 2019 - 7:00

MİSYONERLİK FAİLİYETLERİNİN OSMANLIYI PARÇALAMASI-1

Batılı ülkelerin Osmanlı Devleti’ndeki misyonerlik faaliyetleri hakkında verilen bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere, çalışma alanları, amaçları ve metotları göz önüne alınırsa, Devlet 19.yüzyılda en yoğun ve çok yönlü bir misyoner faaliyetine sahne olmuştur. Ülke adeta bir baştan bir başa misyonerler tarafından açılan okullar ve sağlık kuruluşları ve dini kurumlarla donatılmıştır.

Yabancı misyoner okulları olarak nitelendirilen bütün bu misyoner eğitim kurumlarında din propagandasının yoğun olarak yapıldığı, kendi dil ve kültürlerinin öğretildiği, ayrıca Fransız İhtilali sonrasında gelişen milliyetçilik akımlarının azınlıklar üzerinde uygulanmaya çalışıldığı düşünülürse ne denli etkili görev yaptıkları hesap edilebilir.

Osmanlı Devleti bu kurumları kapitülasyonlardan dolayı dış devletlerin  müdahaleleri yüzünden denetlenemiyordu. Dolayısıyla anılan kurumlarda bir taraftan İslam aleyhtarlığı işleniyor, diğer taraftan da Türkçe yetersiz olarak veriliyordu. Ayrıca devletin bazı bölgelerindeki eğitim ve öğretim kurumlarının yeterli olmaması misyoner okullarına olan ilgiyi arttırıyordu. 1900’de sadece Amerika’ya ait 400’ü aşkın okulda 20.000’e yakın öğrenci öğrenim görürken, aynı yıllarda faaliyet gösteren İdadi ve Sultani sayısı 69 olup 7000’e yakın öğrenci vardı. Aynı yıllarda Osmanlı topraklarındaki misyonerlere ait toplam yabancı okul sayısı 2.000 civarında idi. Bunlara azınlıkların kendi okulları da ilave edilirse bu sayı 10.000’e yaklaşmaktaydı.

Son yüzyıllarda batı karşısında sürekli gerileyen Osmanlı Devleti azınlıklar üzerinde hamilik iddia eden batılı büyük devletlerin baskılarına maruz kalmıştı. Başında güçlü idarecilerin bulunmadığı bu dönemde Osmanlı Devleti olumsuz faaliyetlerle zayıflatılmaya çalışılıyordu.

19.yüzyılda patlak veren ve Devletin dağılmasına yol açan ayaklanmalarda, misyonerlik faaliyetleri ile bu faaliyetlerin tabii bir sonucu olarak kurulan çeşitli seviyelerdeki okul ve kolejlerin payı büyük olmuştur. Misyonerler, söz konusu eğitim faaliyetleri ile azınlıklar üzerinde bu şekilde etkili olurlarken, yabancı okullara devam eden Müslüman Türk unsurları da dinlerinden uzaklaştırma, kültürlerinden koparma ve çoğunlukla hayranı insanlar olarak yetiştirmede etkin rol oynamışlardır.

1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanları ile azınlıklara tanınan siyasi ve hukuki hakların genişletilmesinden yararlanan misyonerler faaliyetlerini arttırmışlardı. Çeşitli dini teşkilatlar hem dinini yaymak hem de Osmanlı’daki Hıristiyanları devlete karşı kullanmak için akın akın Türkiye’ye gelerek yüzlerce okul, hastane ve yetimhane açmışlardı.

Bu dönemde politika ile iç içe olan hatta politikanın emrinde çalışan misyonerler, ait oldukları ülkelerden gördükleri büyük destekler sayesinde dikkate değer başarılar göstermişlerdi. Faaliyet alanlarını köy kasaba gibi ülkenin en ücra köşelerine kadar götüren misyonerler çalışmalarının sonuçlarını almaya başlamışlardı.

Bundan dolayıdır ki, Devletin zayıfladığı dönemlerde azınlıkların ayaklanmaları sonucunda Batılı devletlerin de yardımlarıyla birer bağımsız devlet haline gelmelerinde misyonerlerin bu tür faaliyetlerinin etkisi oldukça büyüktür.

Nitekim, 1829’da Yunanistan’ın 1908’de Bulgaristan’ın ve I. Dünya Savaşından sonra da Arap topraklarının Osmanlı’dan kopmasına misyoner faaliyetlerinin küçümsenemeyecek katkıları olmuştur. Daha da önemlisi, ülkemizdeki okumuş aydınlar arasında ortak bir düşünce ve idealin olmamasında misyonerler tarafından açılmış olan yabancı kolejlerde verilen eğitimin etkisi büyük olmuştur

Başka din ve mezhepten olanları kendi din ve mezheplerine kazandırmak amacıyla kurulan her türlü teşkilata “misyon”; resmi kilise teşkilatı ya da herhangi bir Hıristiyan cemaati tarafından kendi dinini ve mezhebini yaymak amacıyla özel olarak yetiştirilen ve bu maksatla kendi dininden veya mezhebinden olmayan toplumlarda görevlendirilen kişiye de “misyoner” denir. Böylesi kişilerin yerine getirdiği faaliyete ise “misyonerlik” adı verilir. Yani misyonerlik, örgütlü, amaçlı ve şuurlu bir biçimde yapılan din yayıcılığıdır. Misyoner örgütlerinin en büyüklerinden “American Board of Commissioners for Foreign Missions”a göre misyoner, kendini İncil-i Şerifin hizmetkârlığına adamış kişidir.

Roma Katolik Kilisesi, XI. yüzyılda İstanbul Rum Ortodoks Kilisesiyle bağlarını kesin olarak kopardıktan sonra Doğu Hıristiyanlığı üzerine misyon faaliyetleri planlamaya başladı. XII. ve XIII. yüzyıllarda altın çağlarını yaşayan Roma Katolik Kilisesi, Bizans İmparatorluğunun resmi öğretisini temsil eden İstanbul Kilisesi de dahil olmak üzere bütün farklı kilise mensuplarını Roma’ya bağlayabilmek için yoğun çaba sarf etti. Müslümanlara karşı düzenlenmiş askeri seferler olarak bilinen Haçlı Seferleri, Müslümanlarla beraber Balkanlar ve Güney Avrupa’nın çeşitli bölgelerindeki farklı Hıristiyan gruplar dikkate alınarak gerçekleştirildi. Nitekim bu seferlerde Katolik Roma’ya bağlı Haçlı orduları sadece Müslümanlara değil, aynı zamanda Ortodoks ve çeşitli doğu kiliselerine mensup Hıristiyan gruplara da büyük zarar verdiler.

XIII. yüzyılda Aziz François d’Assie (1181–1226) ve Aziz Dominique de Guzman (1170–1221) tarafından kurulan Fransisken ve Dominiken tarikatları, misyon ruhunun yeniden canlanmasına çok büyük katkıda bulundular.30 Yani Pavlos’tan sonra misyonerlik düşüncesini ve idealini ilk benimseyenler XIII. yüzyılın başlarında Fransiskenler ve Dominikenler oldu. İlk olarak Aziz Francesco’nun benimsediği İslam ülkelerinde İncil’i tanıtma ve yayma fikri, sonraları kiliseden ayrı olarak bazı dernek ve kuruluşlarca desteklendi ve geliştirildi.31 Aziz François ve Aziz Dominique’nin ölümlerinden elli yıl kadar sonra misyonerliğin babası olarak kabul edilecek olan Raymond Lulle (1235-1316) bir misyon teorisyeni olarak ortaya çıktı. “Bütün Hıristiyan olmayanları, özellikle de Müslümanları Hıristiyan yapmak” prensibini ilan eden Lulle, Türk ilerleyişinin nasıl daha kolay durdurulacağını şöyle vurgulamaktaydı: “Türkleri kılıçla yenmek mümkün değil; o halde İslam felsefesini, Arapça’yı öğrenerek, onların arasına girerek, bu İslami gelişmeyi, Türklerde olan bu gelişmeyi durdurmak zorundayız.”32 Amacına ulaşabilmek için Lulle, kırk yıl boyunca Avrupa’yı ve Ortadoğu’yu dolaşarak Hıristiyan olmayanlara vaaz verdi. Dört defa Müslümanların yaşadığı bölgelere seyahat düzenledi. Lulle misyonerlerin daha etkin olabilmeleri için faaliyet gösterilecekleri toplumların inançlarını bilimsel olarak incelenmeleri; düşünce, felsefe ve adetlerinin mutlaka öğrenilmeleri gerektiğini savunmaktaydı. Bunun için de en başta o milletlerin dillerinin bilinmesi gerekmekteydi. İslamiyet’i incelemeyi kendisine dava edinen Lulle, 1274’te misyonerleri eğitmek için Mayorka Adası’nda “Saint Trinite Dil Koleji”ni açtı. On yıl sonra Papaya tesir ederek Paris’te “Doğu Dilleri Okulu”nun açılmasını sağladı. 1311’de toplanan Viyana Konsili’nde Avrupa’nın beş büyük şehrindeki üniversitelerde Arapça, İbranice, Süryanice ve Yunanca öğretilecek olan dil kolejlerinin açılması kararını aldırttı. Hatta Lulle, Papayı bu konuda bir kilise yasası çıkartmaya bile ikna etti. Böylece Fransisken ve Dominiken tarikatlarının hasbi ve heyecanlı bir şekilde 29 Necmettin Tozlu, Kültür ve Eğitim Tarihimizde Yabancı Okullar, Akçağ Yay., Ankara: 1991, s. 10. 30 Aydın, a.g.m., s. 98-99. 31 Osman Cilacı, Hıristiyanlık Propagandası ve Misyonerlik Faaliyetleri, Ankara: 1992, s. 7. 32 Abdurrahman Küçük, “Misyonerlik ve Türkiye”, Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri”, Türk Diyanet Vakfı Yay., 1996, s. 42. 13 yürüttüğü misyonerliğin yerini zamanla bilimsel metotlarla eğitilen misyonerler almaya başladı. Sayılan bu nitelikleri nedeniyle Lulle, ilk popülist misyoner olarak kabul edilmektedir.33

Fransisken ve Dominiken misyonerlere XVI. yüzyılda Cizvitlerin katılması Katolik misyon faaliyetlerinin güçlenmesini sağladı. Yine aynı yüzyılın sonlarında dönemin papası, Katolik misyon faaliyetlerini yürütecek “İman Propagandası Topluluğu”nu (De Propaganda Fide) kurdu.35 Coğrafi keşiflerle birlikte misyonerliğin önünde yeni sahalar açılmaya başladı. Nitekim Papalık, 1593 ve 1608 yıllarında Portekiz ve İspanya krallarına, keşfedecekleri bütün ülkelere misyoner gönderme yetkisi verdi. Ayrıca bu yolda yapılacak bütün çalışmaları manen destekleyeceğini de vaat etti.36.

Selam ve duâ ile Allaha emanet olun. Gelecek makalemiz misyonerlerlik failiyetlerinin Osmanlıyı parçalamasının ikinci bölümü hakkında olacak. İnşallah.