İSTİKAMET ÜZERE YAŞAMAK

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

İstikamet; orta yol, dost doğru yol ve adalet demektir.
İstikamet, Allah Teâlâ’nın emirlerini yapıp, nehyettiği şeylerden kaçınmak, fert ve cemiyetin hukukunu muhafaza etmektir.

Her namazda okuduğumuz Fatiha Suresinde; “Bizi doğru yola hidayet eyle” diye dua eder, ömrümüzü istikamet çizgisinde geçirmeyi niyaz ederiz. İşte bu doğru yol, istikamet yoludur.

İstikamet yolundan sapanların “mağdup” ve “dallin” olacakları haber verilmektedir. Mağdup, Allah’ın gadabına uğrayanları, dallin ise ehlisünnet yolundan sapan bütün yanlış inançların ve batıl itikatların tümünü ifade eder. Mağlup ve dallin olanların sonu hüsran ve uçurumdur.

İstikamet müminleri rıza beldesi olan cennete götürür. Bir ayette mealen şöyle buyrulur:“ Rabbimiz Allah’tır deyip sonra istikamet üzere, doğru yolda yürüyenler yok mu, işte onların üzerine melekler inip; “Hiç endişe etmeyin, hiç üzülmeyin ve size vaad edilen cennetle sevinin!” derler.” (Fussılet Suresi, 41/30)

Kâinatın nizamı ve onun küçük bir misali olan insan hayatının devamı istikametle mümkündür. Dünya belli bir süratle dönmeseydi, güneş dünyamıza belli bir mesafede durmasaydı, hiçbir canlı onlardan istifade edemezdi.

Kalp belli bir ölçü ile atmakta, kan basıncı ve şeker belli bir seviyede bulunmaktadır. Tansiyonun istikameti 120 ile 80 arasıdır. Bu değerlerin yükselmesi veya düşmesi halinde çeşitli hastalıklar vuku bulur.

İnsanın görmesi de işitmesi de istikamet üzeredir. Eğer insan her şeyi görseydi ve her sesi işitse hayatı azap olurdu. 

Cömertliğin istikameti de savurganlıktan ve cimrilikten uzak durmaktır. 
İnsanın yemesi, içmesi, bakışı, konuşması ve ticareti istikametli olmalı; aldatmadan, faizden ve ihtikârdan uzak durmalıdır.

İbadette de istikamet çok önemlidir. İbadetin az da olsa devamlı olanı makbuldür. 

Aynı şekilde insan muhabbette de ölçülü olmalı, istikametten sapmamalıdır. Birini ne aşırı methedecek ne de insafsızca yerecek. Resulullah Efendimiz (sav.) “Sevdiğinizi de ölçülü seviniz, yerdiğinizi de ölçülü yeriniz. Sevdiğiniz bir gün düşmanınız, yerdiğiniz de bir gün dostunuz olabilir” buyurarak bu hakikati ifade etmiştir.

Her türlü saadetin temeli ve huzurun kaynağı istikamettir. Mümin için istikamet temel bir şarttır. Çünkü iman istikameti, o da doğru olmayı gerektirir. Habib-i Edip Efendimiz (sav.) istikametin ehemmiyetini anlatmak için “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud Suresi,11/112) ayetinden dolayı “Hud suresi beni ihtiyarlattı” diye buyurmuştur.

Hz. Osman da (ra.) “İstikamet bütün amellerde ihlâsa dikkat etmektir.” diye buyurmuştur.

İstikametin zıddı hıyanettir. Hain insanlar Allah’tan korkmadıkları gibi, hiç kimseden de hayâ etmezler. Böyle kimseler insanların maddi ve manevi hukukuna tecavüz etmekten çekinmezler.

Şuurlu bir Müslüman, bütün işlerinde, fiillerinde ve sözlerinde her türlü aşırılıktan kaçınmalı, itidal üzere bulunmalı, ifrat ve tefritten uzak durmalıdır, hayatını istikamet çizgisinde sürdürmeli, fiillerinde ölçülü olmalı ve sünnete uygun yaşamalıdır

Bediüzzaman Hazretleri İşârât-ül İ’caz adlı eserinde şöyle buyurur: “İfrat ve tefrit, hayat-ı içtimaiyeye karşı isyan ateşini yakan iki âmildir. Evet, bu âmillerin hayat-ı içtimaiyeyi nizam ve intizam altına alan râbıtaları, kanunları keser atar.”

Yüce Allah insanın hayatını devam ettirebilmesi için kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i akliye denen üç mühim kuvve ihsan etmiştir. Bu kuvveler yerinde kullanıldığı, istikamet üzere istimal edildiği zaman kişiyi dünyevi ve uhrevi saadete nail eder.

Kuvve; salahiyet, iktidar, güç, fikir, niyet, duygu ve meleke gibi manalara gelir.

1- Kuvve-i Şeheviye

Kuvve-i şeheviye; menfaatleri celbeden kuvvedir. Yeme, içme, uyuma, konuşma ve evlenme gibi şeyler kuvve-i şeheviyedendir.

Kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi humuddur.

Humud; Kişinin ne helâle ne de harama iştihası olmamasıdır. 

Kuvve-i şeheviyenin ifrat mertebesi fücurdur.

Fücur; Her türlü çirkin işleri, hayâsızlığı yapmaktır.

Kuvve-i şeheviyenin vasat mertebesi ise iffettir.

İffet; helal dairesinde hareket etmek, haramlardan ve zinadan sakınmaktır.

  2-Kuvve-i Gadabiye

Kuvve-i gadabiyye, insanın kendini tehlikelerden muhafaza etmesi için Allah’ın bahşettiği müdafaa ve defia kuvvesidir. 

Kuvve-i gadabiyenin tefrit mertebesi cebanettir.

Cenabet; korkulmaması gereken şeylerden dahi korkmaktır.

Kuvve-i gadabiyenin ifrat mertebesi tehevvürdür.

Tehevvür; hiç bir şeyden korkmamaktır.

Kuvve-i gadabiyenin vasat mertebesi ise şecaattir.

Şecaat; kahramanlık ve yiğitlik demektir. Şecaat sahibi insan din, vatan ve namus uğruna canını feda eder. 

Afatın şiddetlisi nedir?” diye sorduklarında Resulullah Efendimiz (sav): “Allah’ın gadabıdır.” diye buyurmuş, “Bundan kendini muhafaza edip, kurtulmanın yolu nedir?” diye sorduklarında ise: “Gadap etmemek ve ondan uzak durmaktır” diye cevap vermişlerdir. 

Hz. Ali Efendimiz ise (ra) şöyle buyurur: “Üç şey üç yerde belli olur. Şecaat ehli, muharebe vaktinde; insanın dostu ihtiyaç vaktinde ve hilim gadap zamanında belli olur.”

İmam-ı Şa’ranî de şöyle der: “Hilim, rıza halinde değil, gadap halinde olan sükûnettir.”

İmam-ı Suyuti Hazretleri ise şöyle buyurur: “Gadap ve şiddet vücut ikliminin en dehşetli bir afatıdır. Eğer onu defetme çaresi aranmazsa insanı harap eder.” 

Gadabına uyan adam, edebini zayi eder.” denilmiştir. 
Hiddet, insanı galeyana getirir, kalbini ateş gibi yakar, gözünü karartır, onu felakete sürükler. 

3- Kuvve-i Akliye

Düşünme ve tefekkür hassası olan akıl; mahiyeti bilinmeyen ilahî bir sırdır.

Akıl, hayrı ve şerri birbirinden ayıran, insanı doğru yola sevk eden ilahî bir nurdur.

Akıl, Allah’ın insanlara ihsan ettiği nimetlerin en büyüğü ve en hayırlısıdır.

Akıl; Cenab-ı Hakk’ın sonsuz kudretini, rahmet ve inayetini, lütuf ve keremini müşahede eder. 

Akıl; marifet, ilim, irfan ve tefekkürle tekâmül eder.
Kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabavettir.

Gabavet; zekâ eksikliği, idrak noksanlığı, anlayışı kıt olma, ahmaklık ve kalın kafalılık demektir.

Kuvve-i akliyenin ifrat mertebesi cerbezedir.

Cerbeze; ileri bir zekâya sahip olmak, hakkı batıl, batılı hak göstermek, insanları aldatmaktır. Cerbezeci birinin işi, gücü hile, desise ve aldatmadır.

Kuvve-i akliyenin vasat mertebesi ise hikmettir. 

Hikmet; ilim, sır, gaye, fayda ve felsefe gibi manalara gelir.
Hikmet; hakkı hak bilip ittiba etmek, batılı batıl bilip içtinap etmektir. 
Hikmet; kâinatı, varlıkların yaratılış gayesini ve faydalarını bilmektir.
Hikmet; her türlü aşırılıktan uzak durarak sırat-ı müstakim üzere yaşamaktır.
Hikmet; eşyanın hakikatini idrak etmektir.

Hikmet; ahlak-ı ilahiyye ile ahlaklanmaktır.

Hikmet; Allah’tan korkup, yasaklarından sakınmaktır. Zira, “Hikmetin başı Allah korkusudur.” Bir ayette mealen şöyle buyrulur: “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.” (Bakara Suresi, 2/269)

İslam âlimleri, “Hikmet; faydalı ilim ve salih ameldir” demişlerdir. 
Büyük âlim Merhum Hamdi Yazır da şöyle der: “Hem ilim, hem amel-i salih, hikmetin esası ve temelidir.”

Dünyada huzurlu bir hayat yaşamak, ahrette de ebedi saadete mazhar olmak isteyen kişi, hayatını istikamet dairesinde geçirmeli, rıza çizgisinde hareket etmelidir. Bunun da neticesi ebedi saadettir.



Etiketler: , , , ,
Kategoriler: Yüksel Uca

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?