Resul-i Ekrem Efendimizin Hanımları

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Yüksel Uca

 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Zeynep Binti Huzeyme​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Huzeyfe validemiz Amir İbn-i Saa kabilesindendi. Kocası Ubeyde b. Haris Bedir savaşında şehit düşünce genç yaşta dul kaldı. İyiliksever bir hanım idi, cömertliği ile tanınmıştı. Yoksulları yedirip içirdiğinden dolayı ümmül mesakin yani miskinlerin anası lakabını almıştı. Resul-i Ekrem Efendimize (sav.) evlilik teklifini kendisi yaptı. O’na sığınanı Allah Resûlü reddedemezdi. Onu zevceliğe kabul etti. Fakat Zeynep binti Huzeyme validemiz birkaç ay sonra vefat etti.  ​​ ​​ ​​ ​​​​  ​​ ​​​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ 

Ümmü Seleme Validemiz ​​ ​​​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Hz. Halit’in yakın akrabası olan Ümmü Seleme, İslâmiyet’i ilk kabul edenlerdendi. Kocası Uhud harbinde şehit düşünce dul kalmıştı. Son derece kıskanç biri olan Seleme validemiz hem yaşlı idi hem de çok ​​ çocuğu vardı. Buna rağmen, Resul-i Ekrem Efendimiz onu nikâhı altına aldı ve çocuklarının bakımı üstlendi.​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Bu evlilik Hz. Halit’in İslâm dinine girmesine vesile oldu.  ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ 

​​ Hz. Cüveyriyye Validemiz​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Cüveyriyye validemiz, İslâm’a düşman olan Beni Mustalik kabilesinden idi. Hicretin beşinci senesinde yapılan bir gazvede kocası ölmüş, kendisi de esir düşmüştü. Serbest bırakılması için kendisinden çok miktarda fidye istendi. Fakat onun bunu verecek gücü yoktu. Habib-i Kibriya Efendimizin yanına gelerek şöyle dedi. “Benden istenen bu fidyeyi ödeme gücüm yok, size iltica ediyorum, bana yardım ediniz.”​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Resul-i Ekrem Efendimiz istenen fidyeyi kendisi ödedi. Böylece Hz. Cüveyriyye, Resulullah Efendimizin cariyesi oldu. Cariyelerin Hz. Peygamber’e helal olduğu bir ayette şöyle ifade buyrulur: ​​ “Ey peygamber! Biz bilhassa sana şunları helâl kıldık: Mehirlerini vermiş olduğun eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından sahip olduğun cariyeleri, amcalarının kızlarından, halalarının kızlarından, dayılarının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş olanları, bir de mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, peygamber nikâh etmek istediği takdirde, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helâl kıldık. Onlara eşleri ve cariyeleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bunlar sana hiçbir darlık olmaması içindir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Ahzab Suresi, 33/50)

 ​​ ​​ ​​ ​​​​  ​​​​ Habib-i Edip Efendimiz daha sonra Cüveyriyye’yi azat etti. Hürriyetine kavuşunca Peygamber Efendimizle birlikte Medine’ye geldi. Babası ile iki kardeşi de ondan istenen fidyeyi ödemek üzere Medine’ye geldiler. Resul-i Ekrem Efendimizin (sav.) kızının fidyesini ödediğini öğrenen babası, O’nun​​ bu âlicenaplığı karşısında adeta eridi. “Hz. Muhammed hakiki bir peygamberdir” diyerek iki oğlu ile beraber İslâmiyet’e girdi ve Peygamber efendimize: “Ey Allah’ın Resulü kızımızı izdivacınıza alarak onu ve bizi şerefyab ediniz” dedi. ​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Habib-i Kibriya Efendimiz, Hz. Cüveyriye’yi nikâhı altına aldı. Bu evlilik sayesinde Ben-i Mustalik kabilesinden esir olanların tamamı serbest bırakıldı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sav.) şöyle buyurdular:​​ “Kavmi ve milleti için bundan daha bereketli ve hayırlı bir kadın görmedim”​​ ​​ Nitekim bu izdivaçtan sonra Hz. Cüveyriye’nin kabilesi İslâm dinini kabul ettiler.  ​​​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ 

​​ Ümmü Habibe Validemiz​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Ebu Süfyan’ın kızı olan Ümmü Habibe, kocası ile birlikte Habeşistan’a hicret eden ilk Müslümanlardandı. Kocası Müslümanlıktan döndü ve kısa bir zaman sonra öldü. Habibe, gurbet elde çaresiz ve kimsesiz kaldı. Mekke’ye dönmesi de mümkün değildi. Çünkü o zaman henüz Müslüman olmayan babası Ebu Süfyan Müslümanlığın en azılı düşmanı idi. Annesi Hind ise Uhud Harbinde şehit ettirdiği Hz. Hamza’nın ciğerlerini çıkarıp kanını içecek kadar İslâmiyet’e nefret duyan biri idi. ​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Bu durumu çok iyi bilen Resul-i Ekrem Efendimiz (sav.) Medine’ye hicret edince, Habeş Kralı Necaşi’ye bir mektup yazarak onu İslâmiyet’e davet etti ve himayesinde bulunan Ümmü Habibe’yi de nikâhlamak istediğini bildirdi. Mektubu alan Habeş Kralı Müslüman oldu. Ümmü Habibe’nin vekili Halid bin Said ve Resulullah Efendimizin vekili olarak da kendisi nikâhı kıydı. Ümmü Habibe’nin mihrini de kendisi karşıladı, birçok ​​ hediyelerle onu Medine’ye gönderdi.  ​​ ​​ ​​ ​​​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Fahr-i Âlem Efendimiz (sav.) İslam yolunda akrabalarını terk ederek hicret eden bu sadakatli hanımla evlenmek suretiyle kendisine sahip çıktı. Bu evlilikten sonra Ebu Süfyan’ın İslâm’a karşı tutumu yumuşamaya başladı ve nihayet Mekke’nin fethinde karısı Hint ile birlikte Müslüman oldular.

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ 

Hz. Safiyye Validemiz

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Hz. Safiye (r.a) Hayberli bir Yahudi kabilesinin reisi olan Huyey’in kızı idi. Müslümanlara esir düştü. Resul-i Ekrem Efendimiz (sav.) ona: “İstersen hür olarak kabilene döner, istersen Müslüman olarak bana zevce olup ümmül müminin arasına girersin” dedi.​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Habib-i Edip Efendimizin bu teklifi karşısında çok sevindi, Müslüman oldu. Bu evlikten sonra ​​ Yahudilerin İslam dinine olan düşmanlıkları azaldı.  ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ 

Hz. Meymune Validemiz

 ​​ ​​ ​​ ​​​​ Hz. Meymune, Amr bin Sasaa kabilesine mensuptu. Otuz altı yaşında iken dul kalmıştı. Resul-i Ekrem Efendimiz (sav.) hicretin yedinci senesinde umre için Mekke’ye gelmişti. Yanına gelen amcası Abbas, Meymune ile nikâhlanmasını teklif etti. O da yanında hatırı pek yüce olan amcasını kırmadı ve Meymune ile nikâhlanmayı kabul etti.

 ​​ ​​ ​​ ​​​​ Böylece, Saaaş kabilesiyle akrabalık bağı oluşturdu.

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ 

Reyhâne ve Mâriye Validelerimiz ​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Reyhâne validemiz, Yahudi Kabilesinden Kureyza ile yapılan bir savaşta ganimet olarak ele geçirilmişti. Resul-i Kibriya Efendimiz (sav.) onu azat etti. Kendisiyle evlenmesi veya cariye olarak kalması arasında serbest bıraktı. Reyhane, cariye olarak kalmayı tercih etti ve Habib-i Edip Efendimizin veda haccı dönüşünde vefat etti. Cenaze namazını Resul-i Ekrem Efendimiz kıldırdı ve Baki mezarlığına defnetti.

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Hz. Mariye’nin babası Şemûn adında Mısır’lı bir Kıpti ve annesi ise Rum asıllı bir Hıristiyandı. Kıpti kavminin reisi olan Mukavkes’ın sarayına cariye olarak gelmişti. ​​ Resul-i Ekrem Efendimiz (sav.), Mukavkıs’ı İslâm’a davet etti. Fakat o, Müslümanlığı kabul etmedi. Saltanatının yıkılacağından korktuğu için Mariye ile kardeşi Şirin’i birçok hediye ile beraber cariye olarak gönderdi. İikisi de Medine’ye varmadan yolda Müslüman oldular.

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Habib-i Kibriya Efendimiz (sav.), Şirin’i Hasan bin Sabit’e hediye etti, kendisi de Hz. Mariye ile evlendi. Ona bir cariye gibi değil, nikâhlı bir eş olarak muamele etti. Hz. Mariye’den İbrahim dünyaya geldi ve bu bakımdan kendisi Ümmü’l-Veled unvanını kazandı. ​​ Mariye validemiz Hicretin 16. yılında vefat etti. Cenaze namazını Hz. Ömer kıldırdı ve Cennet’ül-Baki’ kabristanına defnedildi.

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Hz. İsmail’in validesi Hacer annemiz de Gıpti kabilesine mensuptu. ​​ Amr bin As Mısır fethine gidince Mukavkıs’a Resul-i Ekrem Efendimizin şu vasiyetini söyledi: “Mısır’ı fethederseniz ahalisine iyilikle mukabele ediniz. Zira onların bizim yanımızda hısımlılıkları vardır.”​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Bunun içindir ki, Mukavkıs ile Amr bin As arasında yapılan anlaşmaya karşı çıkan Rum Kayseri, Mısır Melikine yazmış olduğu mektupta şöyle demiştir. “Mısır’da yüz bine yakın silahlı Rum varken, on iki bin kişi ile savaşmayı göze alamadınız mı? Bu anlaşmadan vazgeçin ve savaşa devam edin.”​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​ ​​​​ Buna rağmen Mısır Meliki Mukavkes onun bu sözünü dikkate almamış ve anlaşmada sadık kalmıştır.​​ 

 ​​ ​​ ​​ ​​​​ 

 

 

 ​​ ​​ ​​​​ 

 

 

 

 

 

 

 ​​ ​​ ​​​​ 

 

 

 

 

 



Etiketler: , , , , ,
Kategoriler: Yüksel Uca

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?