Efendimizin Hz. Zeynep Binti Cahş Validemizle Evlenmesi

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Yüksel UCA

Resul-i Ekrem Efendimizin (sav.) Zeynep Binti Cahş validemizle olan evliliği en çok tenkit edilenlerden biridir. François Marie Voltair, Habib-i Edip Efendimizin (sav.) çok evlilik yapmasını özellikle de Zeynep validemizle olan izdivacını iftiralarla dolu bir şekilde anlatmış ve bu konuda bir de tiyatro kitabı yazmıştır. Daha önce Voltair’e düşman olan ve kendisini aforoz eden zamanın Papa’sı bu eserin telifinden sonra ona; “Sevgili oğlum” diye iltifatta bulunmuştur.

Hz. Zeynep Binti Cahş validemiz Resul-i Ekrem Efendimizin (sav.) halasının kızı idi. Şerefli bir kabileye mensup olan Zeynep validemiz, son derece maharetli, vakarlı ve yüksek ahlak sahibi idi. Ailesi ile birlikte İslâmiyet’i ilk kabul edenlerdendi. Son derece cömertti. Kendi el emeği ile yapmış olduğu şeylerden kazandıklarını hep tasadduk ederdi.

Resul-i Ekrem Efendimiz (sav.) bir gün halasına: “Artık Zeyneb’in evlenme çağı geldi onu evlendirelim” dedi. Zeyneb’in ailesi Resul-i Ekrem Efendimizin onu kendisine nikâhlayacağını düşünerek çok sevindiler: “Siz nasıl münasip görürseniz öyle yapalım” dediler. Habib-i Kibriya Efendimiz (sav.) Zeyneb’i Zeyd ile evlendireceğini ifade edince çok üzüldüler. Kendileri Haşimi ve Esedi olmaları itibari ile Mekke’nin en ileri eşrafından idiler. Zeyd ise kölelikten azat edilmiş birisiydi. Onu kendilerine denk görmediklerinden bu tekliften memnun kalmadılar.

Resulullah Efendimiz onların bu evlilik teklifinden memnun olmadıklarını anlayınca şu ayeti okudu : “Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne asi olursa açık bir sapıklık etmiş olur.” (Ahzap Suresi 33/36 ) Onlar da bu emir karşısında boyun eğdiler ve Resul-i Ekrem’in teklifine razı oldular. Zeynep ise Zeyd’e istemeyerek zevce olmayı kabul etti.

Zeyd Bin Harise

Zeyd bin Harise Yemen’li olup Kudaa kabilesine mensup idi. Zeyd, annesi ile beraber akrabalarını ziyarete giderken, bir baskında esir alınmış ve Mekke’de Sûk-ı Ukâz denilen payarında, Hakim ibn-i Hizan tarafından dört yüz dirheme köle olarak satın alınmıştı. Hizan Zeyd’i teyzesi Hatice’ye, o da Resul-i Ekrem Efendimize (sav.) hediye etmişti. Hz. Peygamber (sav.) henüz sekiz yaşında olan Zeyd’i azat edip evlatlık edindi. Zeyd bundan sonra; “Muhammed’in oğlu” unvanı ile tanındı. Zeyd, Hz. Hatice ve Hz. Ali’den sonra İslâmiyet’i kabul eden üçüncü kişidir.

Zeyd’in anne ve babası onun için senlerce ağlayıp sızlandılar. Evladının hasret ateşiyle yanıp tutuşan Haris, onu bulmak için diyar diyar dolaştı. Gitmediği memleket, sormadık kimse bırakmadı. Bir hac mevsiminde Beni Kelp’ten gelen Kudaa kabilesinden bazı kimseler Zeyd ile sohbet edince onu tanıdılar. Anne ve babasının kendisi için gözyaşı döküp aradıklarını söylediler. Zeyd: “Her ne kadar uzaklarda bulunsam da ben burada çok mutluyum. Allah’a hamd ederim ki, ben çok hayırlı ve şerefli bir ailenin içinde bulunuyorum” sözlerini ailesine iletmelerini söyledi.

Zeyd’in babası evlatlarının hayatta olduğunu öğrenince, onu azat etmek için bol miktarda altın alarak abisi ile beraber Mekke’ye gelip Resulullah Efendimizin huzura çıktılar ve durumu izah ettiler. Habib-i Edip Edip Efendimiz Zeyd’i yanına çağırdı ve şöyle buyurdular: “Ey Zeyd! İşte baban ve amcan. Onlar seni götürmek için gelmişler. İster onlarla gidersin, istersen benimle kalırsın. Hangisini tercih edersen bizim kabulümüzdür.”

Bu Zeyd için büyük bir imtihandı. Zeyd: “Ya Resulallah! Ben sizin üzerinize hiçbir kimseyi tercih edemem. Velev ki, o kişi babam ve ailemden biri de olsa. Çünkü benim anam da babam da sensin” diyerek Hz. Peygamber’e olan bağlılığını ortaya koydu.

Oğlunun bu cevabı karşısında çok şaşıran Harise: “Demek sen köleliği ailene tercih ediyorsun öyle mi?” diye bağırdı.

Zeyd, babasına şöyle dedi: “Affedersiniz babacığım! Ben bu zatta öyle şeyler gördüm ki, hiç kimseyi O’na tercih edemem.”

Bunun üzerine Resulullah Efendimiz Zeyd’in elinden tutarak Kâbe’nin yanına geldi ve orada bulunan topluluğa şöyle seslendi: “Siz şahit olunuz ki, Zeyd benim oğlumdur. Ben ona, O da bana varistir.”

İşte Zeyd, Resul-i Kibriya Efendimizin böyle bir iltifatına mazhar olmuş en bahtiyar bir kişi idi. Peygamber Efendimizin (sav.) bu davranışı karşısında fevkalade memnun olan Zeyd’in babası ve amcası, ağlayarak geldikleri Mekke’den sevinçle memleketlerine geri döndüler.

Hane-i saadette Resul-i Kibriya Efendimizin şefkat ve merhameti altında terbiye olan Zeyd, O’nun feyiz ve irfanından istifade etmiş, her cihetle mükemmel bir insan olarak yetişmiş ve bütün ömrünü Allah ve Resulü yolunda mücadele ile geçirmişti. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Ebu Ubeyde, Cafer-i Sadık ve Abdullah ibn-i Revaha gibi sahabenin önde gelen zatları onun kumandası altında bir nefer gibi sefere çıkmışlardır. Sekiz seferde komutan olarak görev yaptı ve komutan olarak katıldığı Mute muharebesinde elli beş yaşında iken şehit oldu.

Hz. Aişe validemiz şöyle demiştir: “Eğer Zeyd Peygamberden sonra vefat etse idi, Resûlullah onu kendisine halife ederdi.”

Habib-i Edip Efendimiz (sav.) halasının kızı Zeyneb’i, Zeyd ile evlendirmekle gerçek şerefin nesepte değil, takvada olduğunu ve insanların neseplerinden dolayı gururlanmalarının çok manasız olduğunu ortaya koymak istiyordu. Ancak onlar mutlu olamadılar ve aralarında geçimsizlik başladı. Zeyd aralarındaki bu durumu Resulullah Efendimize arz edip Zeynep’ten ayrılmak istediğini söyledi.

Resul-i Ekrem Efendimiz (sav.) Zeyd’e şöyle buyurdu: “Sen bir köle idin azat ettim. Seni evladım olarak kabul ettim. Allah sana İslam nimetini inam etti. Zeynep’le nikâhınızı ben kıydım. Allah’tan kork ve sakın onu boşayacağım deme.”

Ancak aralarındaki geçimsizlik daha da ilerleyince boşanmak zorunda kaldılar. Bu evliliğe sebep olduğu için Resulullah Efendimiz çok üzüldü. Baba evine dönen Zeynep, bazı kimseler tarafından bir köle ile geçinemeyen kibirli ve hırçın bir kadın olarak ayıplandı. Hilkaten yüksek bir ahlak sahibi olan Zeyd ile geçinemeyen biri ile artık kimse evlenemezdi. Resul-i Ekrem Efendimizi Zeyneb’in haysiyetini muhafaza etmek için onu nikâhı altına almak istiyordu. Ancak asırlardan beri devam eden; “Oğulluğunun boşadığı hanımla evlenmeme” geleneğinden dolayı, insanların ayıplamasından endişe duyuyordu. Bunun içindir ki şu ayet nazil oldu: “Hem hatırla o vakti ki, o kendisine Allah’ın nimet verdiği ve senin de ikramda bulunduğun kimseye: “Hanımını kendine sıkı tut ve Allah’tan kork” diyordun da nefsin de Allah’ın açacağı şeyi gizliyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Hâlbuki Allah kendisini saymana daha lâyıktı. Sonra Zeyd o kadından ilişiğini kestiği zaman, biz onu sana eş yaptık ki, oğulluklarının ilişkilerini kestikleri hanımlarını nikâhlamada müminlere bir darlık olmasın.” (Ahzap Suresi, 33/37)

Böylece, Allah’ın emri yerine getirilmiş ve asırlardan beri devam eden yanlış bir gelenek ortadan kaldırılmış oldu. “Muhammed, erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; o Allah’ın Resulüdür ve peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzab Suresi, 33/40)

Bediüzzaman Hazretleri Mektubat adlı eserinde Resul-i Ekrem Efendimizin (sav.) Zeynep validemizle evlenmesinin hikmetini şöyle ifade etmektedir. “Muhammed, erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; o Allah’ın Resulüdür ve peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzab Suresi,33/40) ayetine dair şöyle yazılmış ki, İnsanların tabakatına göre birtek âyet, müteaddit vücuhlarla, herbir tabakanın fehmine göre bir mânâ ifade ediyor. Bir tabakanın şu âyetten hisse-i fehmi şudur ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın hizmetkârı veya “Oğlum” hitabına mazhar olan Zeyd (r.a.), rivayet-i sahiha ile itirafına binaen, izzetli zevcesini kendine mânen küfüv bulmadığı için tatlik etmiş. Yani, Hazret-i Zeyneb, başka yüksek bir ahlâkta yaratılmış ve bir peygambere zevce olacak fıtratta olduğunu, Zeyd ferâsetle hissetmiş. Ve kendisini ona zevc olacak fıtratta kendine küfüv bulmadığından, mânevî imtizaçsızlığa sebebiyet verdiği için tatlik etmiştir. Allah’ın emriyle Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm almış. Yani, “Biz onu sana nikâhladık.” (Ahzab Suresi, 33/37) işaretiyle, o nikâh bir akd-i semâvî olduğuna delâletiyle, harikulâde ve örf ve muâmelât-ı zâhiriye fevkinde, sırf kaderin hükmüyledir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm o hükm-ü kadere inkıyad göstermiştir ve mecbur olmuştur; nefis arzusuyla değildir. ” (Ahzab Suresi, 33/37)

Resul-i Ekrem Efendimiz (sav.) Zeyd’in Mute savaşında şehit olmasından sonra Zeynep validemizle evlendi. Bu evlilik de O’nun (sav.) yüksek şanına layık bir hareketti. Kaldı ki bu nikâhı kıyan Cenab-ı Hak idi. O’nun kıydığı bu nikâh hakkında söz söylemek kimsenin haddine düşmez.

Zeynep validemiz, son derece cömert olduğundan dolayı “eli uzun” lakabı ile tanınmıştı. Zeynep validemiz Habib-i Edip Efendimizin (sav.) vefatından kısa bir süre sonra vefat etti.

Hz. Aişe validemiz onun hakkında şöyle der: “Diyanetçe Hz. Zeynep’ten hayırlı bir kadın yoktur. O muttaki, doğru sözlü, sıla-i rahime riayet eden ve sadakası çok bir kadındı.”

 



Etiketler: , , ,
Kategoriler: Yüksel Uca

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?