AHİRETE YATIRIM; İNFAK

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

AHİRETE YATIRIM; İNFAK

       İslam’da infak, kişinin sahip olduğu şeyler ile ahirete yatırım yapması ve böylece onları ebedileştirmesi demektir.  “Allah’ın sana verdikleri içinde ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma…” (Kasas, 28/77.) ayeti açık bir şekilde bildirmektedir ki; Allah bize, bu dünyada ne vermiş ise öncelikli olarak onlarla ahiret yurdunu kazanmaya çalışmamız gerekmektedir. İlk ve ana amaç bu olmalıdır. Peygamberimiz de: “Dünya ahiretin tarlasıdır.” (Keşfü’l Hafa, C. 1, s. 12) buyurarak dünyalık kazançlarımıza bu gözle bakmamız gerektiğini ifade etmiştir.

        Şu olay bu konuya çok çarpıcı bir örnektir. Peygamberimizin ailesinde bir gün koyun kesilmiş ve eti dağıtılmıştı. Peygamberimiz sordular: “Ondan geriye ne kaldı?” diye. Eşi Hz. Aişe: “Sadece bir kürek kemiği kaldı” dedi. Peygamberimiz: “Desene bir kürek kemiği hariç gerisi bizim oldu? (Tirmizi, Sıfatü’l Kıyame, 33.) Yani yiyeceğimiz olan bitecek, Allah için dağıtılan ise sevabıyla cennette ebedi olarak bize fayda sağlayacak, demek istemişlerdir.

         Servet biriktirme sevgisi olan kişi, kendi malının tutsağı olmuş durumdadır. Evet, eğer elimizdekileri veremiyorsak biz onlara değil aslında onlar bize sahip olmuştur ve bize hükmetmektedirler. Hâlbuki biz ondan vazgeçemediğimiz halde o mal veya para, bir sebeple elimizden çıkarak bizden çok kolay vazgeçer. Hem biz, kendimizi onunla değerli hissederiz ve o malımız veya paramız olmadığı zaman aşağılık kompleksine gireriz. Hâlbuki o senin elinden çıktığında değerini yitirmez ve başkasının elinde de aynı kıymeti görür. Kişinin kendisini o mal ve para ile değerli hissetmesi ise insanlık şerefine uymayan bir durumdur. Benim satın aldığım bir şey, bana ne değer katabilir ki! Benim değerim; sahip olduğum, giydiğim, bindiğim, oturduğum şeylerle ölçülebilir mi?

        Sonuç olarak, servet ve mal Mevlana’nın da dediği gibi bir suya benzer, insan ise o sudaki gemi gibidir. Mevlana: “Suyun gemi içinde olması geminin helakidir, batar. Geminin altındaki su ise geminin yürümesine yardımcıdır.” (Mesnevi, I/80 Beyit:985.) diyerek kazanılan mal ve servetin infak edilerek, ahiret yolculuğunda insanın en büyük yardımcılarından biri olacağını ama mal ve servet sevgisinin asla kalbe sokulmaması gerektiğini öğütlemiştir. Peygamberimiz de: “Sadece şu iki kişiye gıpta edilir, imrenilir: Biri, Allah’ın kendisine mal verdiği ve bu malı layık olan yerlere harcayan kimse, diğeri de Allah’ın kendisine ilim verdiği ve bu ilimle hüküm verip onu başkasına öğreten kimsedir.” (Buhari, Zekât, 5.) buyurarak bu konuya dikkat çekmiştir.

      İşte bu iki kişi gibi ya ilmimizle insanlara faydalı olmak, onlara yol göstermek ya da malımızla herkesin yararlanacağı cami, okul, yurt ve hastane gibi hayır kurumları yaptırmak veya yapımında ufak da olsa bir emekte bulunmak, hatta hayvanların da faydalanacağı bir ağaç dikmek vs. “sadaka-i cariye” kapsamına girer. Böyle sadakaya “kesintisiz sadaka” denir ve öldükten sonra da sevabı devam eder. Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmuştur: “Kişi öldüğü zaman amel defteri kapanır ancak üç şey hariç: sadaka-i cariye, insanlara yararlı bir ilim, kendisine dua eden hayırlı bir evlat.” (Müslim, Vasiyyet, 14.)

     Sadaka-i cariyeyi çok büyük karlar veren bir şirketin, ortaklığı şeklinde düşünebiliriz. Mesela bir cami yapımına ne kadarlık bir katkımız olmuş ise, o cami ayakta durduğu sürece yapılan ibadetlerden elde edilen toplam sevaptan o kadarlık bir hisse amel defterimize geçer ve ahirette mizanımıza konulur. Bu ise bazen kişinin elli-altmış senelik ömründe kişisel ibadetleri ile yapamayacağı kadar büyük bir sevap demektir. Onun için az da olsa toplum ve diğer canlılar yararına yapılan şeylere katkıda bulunmak, ahirette yüzümüzü güldürecek çok büyük bir yatırım olacaktır inşallah…

Mehmet BİLEN



Etiketler: , , ,
Kategoriler: Mehmet Bilen

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?