Vehhabilik -2

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Mehmet Nuri Turan

Hadaret, (Kentlilik) ;

İslam, bu toplumları tarım, ticaret ve şehir hayatına yöneltmiştir. Kuran ve Hadis’lerde şehir hayatı bedavetten üstün tutulmakta, teşvik edilmektedir.

Hadaret kavramı burada karşımıza çıkar. Artık zihni değerler önem kazanmaktadır. Avcılık-çobanlık-yağmacılık gerilerde kalmakta, tarım ve ticaret gelişmektedir, şehirler teşekkül etmekte ve büyümektedir. Buna bağlı olarak da ‘’devlet’’ müesseseleşmekte, sosyal organizasyon daha teşkilatlı (karmaşık) hale gelmektedir. Tabii ki, ‘’kabile’’ çözülmektedir, yani, tehdit altındadır. Hadaret, normatif olarak, bir gelişmeyi, medeniyette ilerlemeyi, ilimlerin ve san’atların inkişaf etmesini ve aynı zamanda göçebe kültürünün yüksek ahlaki değerlerinin (yiğitlik, dayanışma, fedakarlık, diğergamlık) çözülmesini ifade etmektedir. İslam şehirlerinde yeni ‘’tip’’ler ortaya çıkmaktadır: Katip, idareci, alim, devlet görevlileri, tüccarlar, zenaatkarlar ve sanatçılar… Hatta bu yeni ‘’tip’’ ler, kendi soylarından gelenlerin ‘’bedevi’’ ve ‘’göçebe’’ haşinliğini eleştirmektedir: Mevlana Türkmen göçebelerini, İbn Haldun Arap bedevilerini sert dille tenkit etmektedir.

İslam şehirlerinde bir de ‘’ayak takımı’’ yani ‘’lümpen’’ler vardır: Sosyal değişmenin büyük hengamesinde bunlar ne ‘’kabile’’ dir, ne de ‘’Hadaret’’… Eski değerleri kaybetmiş, yeni değerlere intibak edememiş ayak takımı…

İslam’da çok kalın hatlarıyla Haricilik ‘’Bedeviliği’’ temsil ettiği gibi Anadoluda,da Alevilik göçebeliği temsil etmektedir. Ümran kelimesini,’’ hayat tarzı’’ veya ‘’medeniyet’’ olarak anlayabiliriz. İbn Haldun sosyolojisi, İslam toplumlarının ‘’Bedevi Ümran’’ dan ‘’Hadari Ümran’’ a geçiş sürecini incelemektedir.

Asabiyyet kelimesi, kabile gayretini ifade eder. Kelimenin kökü olan ‘’Asebe’’, bir kimsenin babası tarafından akrabalarıdır. Bir kimsenin yakınlarını kuvvetle tutması anlamında Asabiyyet, genel bir kavram olarak, kişinin bağlı bulunduğu grubu (kabile’yi) kayıtsız şartsız desteklemesi, onu her şeyin üstünde tutması manasına gelmektedir. İslam sosyolojisi, ‘’bedavet’’ ten ‘’Hadaret’’ e geçiş döneminde teşekkül ettiği için, kaynaklardaki “Asabiyyet’’ kavramını ‘’kabilecilik’’ olarak anlayabiliriz ve tabii ki İslamiyet bunu menetmiştir. Nitekim bir hadis-i şerifte, ‘’Asabiyyet, zulmeden, haksızlık yapan birine yardımcı olmaktır’’ denilmiştir. Zaten Arap ‘’kabile adamı’’ için, ‘’Asabiyyet’’, kendi kabilesini zulüm ve haksızlık halinde bile sonuna kadar desteklemek anlamına geliyordu. (Bir hadis’te ‘’Asabiyyet yolundan ölen bizden değildir’’ denilmektedir.)

İrtidat ve Haricilik Hareketi;

Kabile asabiyyetinin en dikkat çekici örneklerin den birini Taberi Tarihi’nde buluyoruz. Kabile asabiyyeti, “yalancı peygamberler’’, onların ‘’yalancı’’ olduğunu bile bile bağlanma sonucunu doğurmaktadır. Nitekim Rebia kabilesinden Talhatün-Nemri, Hz. Muhammed'(ASM) e karşı bir ‘’peygamber’’ aramaktadır! ‘’Yalanci Peygamber’’ Müseylime’yi sorup soruşturur. Son sözü şudur:

‘’-Senin yalancı olduğuna şehadet ederim, fakat Rebia oğullarından olan bir yalancı, bizim için Mudarların doğru olan peygamberlerinden daha iyidir.’’

Aynı şekilde, Hz. Ebu Bekir zamanında görülen ‘’ridde’’ yani “dinden dönme» isyanlarının sebebi de eski husumetlerden kaynaklanan kabile ihtilaflarıdır. Nitekim bunlar, kabile asabiyyetiyle, ‘’bir peygamber de bizden’’ diyerek yalancı peygamberlerin peşine düşmüşlerdir. Çünkü “kabile şerefi’’ gibi iptidai bir duygu, ‘’bir peygamber de bizden’’ çıkmasını gerektiriyordu!”

İslam sonrası dönemde, Hz. Peygamber (ASM) a gönderdikleri elçiler vasıtasıyla İslamiyet ile tanışan Necd kabileleri ve mensupları, bedevi kimliğinin yeni dindeki ilk temsilcileri olarak İslam toplumunda yerlerini aldılar. İslam’ın kuvvet kazanması için gösterdikleri fedakarlıklar yanında, sosyal durumları ve kendilerine özgü karakterleri nedeniyle zaman zaman problemlere de neden olmuş söz konusu bedevi kabileler, artık kurumlaşmış bir devlet yapısı arzeden Medine’deki İslami yönetime karşı Hz. Peygamber (ASM) ın vefatının hemen sonrasında gelişen siyasi sorunlann en başta gelen kaynakları oldular. Tayy,  Esed,  Bekr, Temim,  Hevazin,  Kinde ve Hanife, Necd’in ve güneyindeki Yemame bölgesinin o dönemdeki sahipleri olan bedevi kabilelerinin en büyükleridir. (2-M.G.S Hodgson,İslamın Serüveni,İstanbul,1995,i,s.90)

Hz. Ebubekir (RA) ın hilafeti sırasında bu kabilelerden Hanife, Bekr, Esed ve Temim ile, Hevazin ve Kinde’nin bir kısmı irtidat ederek halifeye isyan ettiler. Yine bu dönemde ortaya çıkan dört yalancı peygamberden üçü, Necdi kabilelerin içinden çıkmıştır. Benu Esed’den, Tuleyha b. Huveylid Benu Temimden, Secah ve Benu Hanife,den  Müseyleme-i Kezzab ortaya attıkları iddialarla islamın inanç ve fikir kimliği üzerinde manevi tahribat yapmaları yanında, ellerinde tuttukları askeri güçle Medine İslam devletine tehlikeli günler yaşatmışlardır.

Hz. Ali (RA) döneminde ortaya çıkan Haricilik fitnesi, yine Necdi kabileeler içinde vücut bulan bir dini hareketin sonucudur. Bilindiği gibi ilk Harici cemaatları, çoğunlukla Temim, Bekr, Hanife ve Şeyban kabilelerine mensup bedevilerden oluşuyordu. (7-M. Watt, İslam Düşüncesinin Teşekkül Devri, İstanbul,998, s. 44, 50-1/H. Yıldız, Din, Siyaset ve İideoloji, Samsun, 1999, s.105)

Haricilik hareketi, İslam toplumunun ‘’bedavat’’ten, yani devlet geleneği olmayan bir kabile hayatından ‘’hadaret’’ e, yani devlet (imamet, hilafet) ve şehir hayatına geçiş sırasında “kabile’’nin tepkisi olarak ortaya çıkmıştır. Haricilerin davranışları ‘’kabilevi’’ olduğu gibi ideolojileri de ‘’kabilevi‘’dir. Nitekim bu ideoloji, bir ‘’kabile’’ kadar ‘’biz’’ cidir. Bir ‘’kabile’’ kadar ‘’devlet’’e, ister müesseseleşme eğilimindeki Hilafet’e, ister Mülk veya Saltanat’a, karşıdır, bir ‘’kabile’’ kadar ‘’anarşik’’tir ve bir ‘’kabile’’ kadar şehir hayatına karşıdır.

Titiz manevi zahitlikleri ve imanı tamamen fiile dayandırmaları Haricilerin başlıca doktrinel hususiyetlerindendi. Fakat bundan dolayı, günah işleyen birini mürted olarak görüp dinden çıkan bu kişinin İslam toplumundan ihraç edilmesi gerektiğini düşündüler. Haricilerin aşırı manevi sıkılığı ve demokratik ruhu pratikte yalın anarşiye dönüştü. Bir yandan takva ve ihlas, diğer yandan sapma, şiddet, katılık, çılgınlık ve sapık görüşlerini zor kullanarak kabullendirmeye çalışmak. Ne dinin hoşgörüsü, ne de ihlas ve takvanın kalplere yerleştirdiği merhamet duygusuyla bağdaşmayan acımasız tutumlar. Pratikte pek de olumlu yansımaları olmamışsa bile, Haricilerin bazı ahlakî erdemlere (doğruluk, edeb, zuhd vb.) sahip bulunmaları, “şehirlilere/hadarilere nazaran bedevilerin/kırsal kesimde yaşayanların dine daha yakın olduklarını ve ahlakça da daha iyi durumda bulunduklarını” savunan İbn Haldun’un düşüncelerini destekler mahiyettedir.

Haricilik, İslam’ın yönlendirdiği “sosyal değişme’’ yani ibn Haldun’un deyimiyle ‘’bedevi’’ toplum yapısından “hadari’’ toplum yapısına (İslam medeniyetine) geçerken, kabile ruhunun baş kaldırmasını, reaksiyonunu, şiddetli karşı koymasını ifade eder. Harici şiddeti böyle bir gerilimin, manasını hiç anlamadıkları bazı İslami şiarlarla, “kelimelerle İslam’ın tarihi misyonuna karşı bir iç savaş eylemine dönüştürülmesidir.

Sosyolojik bakımdan fevkalade önemli bir tarihi gerçek de, Haricilik’in Arap toplumunda bedevi kabilelere, Kuzey Afrika ve Mağrip’te, (o zamanki deyimle ve İbn Haldun’un Mukaddemesi’nde kullandığı adla) İfrikiyye’de de yine ‘bedavet’ özelliklerini kuvvetle devam ettiren Berberi kabileleri arasında taraftar toplamış olmasıdır.

İbn Haldun’un ‘’anahtar kavram’’ olarak sosyoloji ilmine kazandırdığı’’asabiyyet’’, yani kabile fanatizmi yahut etno-santrizm öylesine kuvvetli bir duygudur ki, İslam tarihinde kanlı ihtilafların kaynağı bu kabile kültürüdür.

Allaha emanet olun gelecek makalemiz Vehhabilik Hareketinin doğuşu olacak inşallah.



Etiketler: , ,
Kategoriler: Mehmet Nuri Turan

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?