Allah insanı yokluğa gömer mi?

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Yüksel Uca

    ALLAH İNSANI YOKLUĞA GÖMER Mİ?

Kâinatın en mühim neticesi hayattır. Hayat, kâinattan süzülmüş bir hülâsadır. Hayatın en latif, en halis, en safi, sabit ve daimi cevheri ruhtur.  Şuur ve his dahi hayattan süzülmüş, bir hülâsadır. Akıl da şuurdan ve histen süzülmüş bir hülasadır.

Hayatın gayesi bu fani, kısacık, elemli, kederli, boğucu ve bikarar dünyaya mahsus olamaz. Hilkat ağacının gayesi, en harika meyvesi ve neticesi olan insan, ebedi bir hayat için yaratılmıştır. Asıl hayat taşı ile toprağı ile hayattar olan dâr-ı saadetteki hayattır. Dünya ahrete göre bir zindan hükmündedir. Buradaki bütün nimetler cennetteki nimetlerin birer gölgesi ve numunesidir.

Cenab-ı Hak bu dünyayı, bir mektep ve bir talimgâh olarak yaratmıştır. Burası bir çiftliktir, ahretin tarlasıdır ve bir imtihan solunudur.

       Kâinatın en mükemmel meyvesi, istidatça en camisi ve Cenab-ı Hakk’ın en sevgili muhatabı olan, maddi ve manevi harika cihazlarla, eşsiz duygularla, mükemmel latifelerle donatılan insan, sonsuz bir âlem için yaratılmış ve oraya gidecektir. Hâşâ ahiret ve ebedi bir hayat olmazsa insanın üstünlüğünün ve nihayetsiz istidadının bir manası kalmaz.  İnsan ile hayvanın, mü’min ile kâfirin, iman ile küfrün iyi ile kötünün, hayır ile şerrin bir manası olmaz.      

Her bahar mevsiminde yeryüzünü diriltip sayısız çiçekleri, nebatatları, meyveleri yaratan, toprağa gömülen bir çekirdekten koca bir ağacı çıkaran, bir mısır ve nar danesinden yüzlerce mısır ve nar ikram eden, tohumlardan binlerce sümbül verdiren Hafız-ı Zülcelâl, kâinat fabrikasının en mükemmel meyvesi, özü ve özeti olan en sevgili mahlûkunu toprağa gömüp çürütmez. Onu yokluğa mahkûm etmez. O meyveyi zayi etmez.

       Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurur: “Ey insan, hiç mümkün müdür ki: Sana bu sîmayı veren ve o sîmada böyle bir sikke-i rahmeti ve bir hâtem-i ehadiyeti vaz’eden zât seni başıboş bıraksın, sana ehemmiyet vermesin, senin harekâtına dikkat etmesin, sana müteveccih olan bütün kâinatı abes yapsın, hilkat şeceresini meyvesi çürük, bozuk, ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın?”    

Übey b. Halef adlı bir müşrik: “Muhammed Allah’ın ölüleri dirilteceğini söylüyor. Bu konuyu onunla tartışacağım” der ve çürümüş bir kemik alarak Resulullah’ın yanına gelir. Elindeki kemiği ufalar ve dökülen tozları göstererek, alaycı bir tavırla;  “Bunları tekrar kim diriltecek?” diye sorar. Bunun üzerine şu ayet-i kerimeler nazil olur: “İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi? Şimdi o açıktan açığa bize düşman kesiliyor. Kendi yaratılışını unutup bize örnek getirmeye kalkışıyor ve ‘Şu çürümüş kemiklere kim can verecekmiş?’ diyor.” “De ki, kim onları ilk başta yaratmış ise o diriltecek. O yaratmanın her türlüsünü bilir.” (Yasin Suresi, 36/77-79)

Nutfeden insanı, yumurtalardan civcivleri yaratan, altı ayda hücrelerimizi yenileyen, baharda bütün arzı yeniden dirilten kudreti sonsuz olan Yüce Allah için çürümüş kemikleri nasıl yaratacak denilir mi?  

      Geceden sonra gündüz, kıştan sonra bahar geldiği gibi, kıyametten sonra da haşrin gelecektir. Kışın ölmüş yeryüzünü, sayısız sinekleri ve nihayetsiz canlıları baharda yeniden hayata kavuşturan Allah, kıyametten sonra da insanı yeniden diriltecektir. Yüce Allah için bir baharı yaratmakla bir çiçeği yaratmak, cenneti yaratmakla baharı halk etmek arasında hiçbir fark yoktur. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyrulur: “Şimdi Allah’ın şu rahmet eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl hayata kavuşturuyor (diriltiyor).  Şüphe yok ki, O, ölüleri elbette ihya edicidir (diriltecektir). Ve O, her şeye kadirdir.” (Rum Suresi, 30/50)

Ölmüş ağaçların dirilip meyve vermeleri Allah’ın rahmet ve inayetiyle olduğu gibi, bütün insanların ve hayvanların kıyamet koptuktan sonra haşirle yeniden dirilmeleri de yine O’nun kudretiyle ve rahmetiyle olacaktır.

Ağaçlar, güz mevsiminde yapraklarını döker, kış mevsiminde kurur, bahar mevsiminde yeniden hayata kavuşur, yaprakları dirilir, çiçek açar ve meyve verirler. Geçen sene yenilen meyvelerin yerine yenileri yaratılır.

Sonsuz kudret sahibi olan Cenab-ı Hak, cansız bir yumurtadan, sert kemikleri, gözü, kulağı, kanadı ve gagayı halk edip, o hareketsiz ve ölü cismi; yürüyen, uçan, seven ve korkan bir canlı haline getiriyor. Bunu gören kişi yeniden dirilmeyi nasıl inkâr edebilir?    

        Canlı tavuktan cansız yumurtayı ve cansız yumurtadan canlı tavuğu yaratan bir kudret hakkında, ölmüş insanları nasıl diriltecek diye sorulur mu?

        “…  Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki, (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz?”  (En’am Suresi, 6/95)

      Hiç şüphe yok ki, Kadir-i Zülcelâl insanları diriltecek, onları hesaba çekecek, müminleri lütfüyle ebedi cennete, kâfirleri adaletiyle kahrın tecelligahı olan sonsuz cehenneme koyacaktır. Allah’a karşı kulluk vazifesini yerine getirenler, salih amel işleyenler, cennete layık kıymet alanlar, sonsuz sürurlara, mütenevvi nimetlere mazhar olacaklardır. İman etmeyenler, isyanlarla zahiri ve batıni duygularını çürütenler de çeşitli azaplara duçar olacaklardır.

       Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurur:Âyâ, bu insan zanneder mi ki başıboş kalacak? Hâşâ! Belki insan ebede meb’ustur ve saadet-i ebediyeye ve şekavet-i daimeye namzettir. Küçük büyük, az çok, her amelinden muhasebe görecek. Ya taltif veya tokat yiyecek. “ (Mesnevi-i Nuriye- Zühre)

“Bu meydan-ı imtihanda olanlar, başıboş değiller, saadet sarayları ve zindanlar onları bekliyorlar.” (10. Söz)

Kur’anın üçte biri haşirden ve ahretten bahsettiği gibi, bütün peygamberler, semavi kitaplar da ahretten, haşirden ve mizandan haber vermektedirler.

      Yüce Allah insanın kalbine koyduğu ebed arzusu da ahiretin varlığına en büyük delildir.

Ayrıca Cenab-ı Hakk’ın bütün isimleri, ahiretin varlığını iktiza ederler. Zalimlerin yaptıkları zulümler, mazlumların maruz kaldığı eza ve cefalar, âdil isminin tecellisini ister. Başta Adil ismi olmak üzere bütün isimlerin asıl tecellisi ahirette olacaktır. Rahman, Rahim ve Hâkim isimleri cenneti istediği gibi, Kahhar ve Cebbar isimler de cehennemin vücudunu ister. Bunun için de bir Mahkeme-i Kübra ve sonsuz bir âlem lazımdır ki,  bütün isimler orada kemaliyle tecelli etsin.

“Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek, bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor.” (10. Söz)

 

 

 

 

 

 

 



Etiketler: , , , , ,
Kategoriler: Yüksel Uca

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?