SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Risale-i Nur’un Neşri ve Korsan Neşriyatın Tarihçesi

Risale-i Nur’un Neşri ve Korsan Neşriyatın Tarihçesi
Dr. Mehmet Rıza Derindağ( mehmetriza@nurdanhaber.com )
16 Ekim 2019 - 13:22

(1956’dan Günümüze)
Dr. Mehmet Rıza Derindağ

Mukaddime
Risale-i Nur Külliyatının 1956 tarihinden itibaren İstanbul ve Ankara’da neşrinden Hz. Üstadımızın vefatından sonra devam edegelen neşriyat hizmetlerine ve 1970-80 arası ve sonra ki devrelerde yapılan neşir hizmetleri ile Bediüzzaman’ın varislerinden başka gasp ve bir nevi korsan matbaacılık ile sayıları onlarla ifade edilen yayıncılara daha sonra son demde Nurların Diyanet eliyle basımı ve son tahlilde Nurları neşreden farklı yayınevlerinin hal ve vaziyetine dair bir çalışmayı makalelerle arzedeceğim. Mevzuun uzun ve tafsilata da ihtiyaç olması hasebiyle bir makaleye sığmayacağı aşikardır. Filhakika bu bir yazı dizisi olacaktır. Şimdiden bu dizinin ne kadar süreceğini kestirememekle birlikte her türlü düzeltme ve tashihe açık olduğumu baştan ifade edeyim.
Risale-i Nur hiç şüphesiz tefsir tarihi noktasından da kendisine has üslup ve orijinalliği ile de emsalsiz bir Kur’an nurudur. Kur’an’ın bu asrın fehmine bir dersidir. Hz. Üstad “Evet, bu asrın dehşetine karşı taklidî olan îtikadın istinad kal’aları sarsılmış ve uzaklaşmış ve perdelenmiş olduğundan; her mü’min, tek başiyle dalâletin cemâatle hücumuna mukavemet ettirecek gayet kuvvetli bir îmân-ı tahkîkî lâzımdır ki dayanabilsin. Risale-i Nur bu vazifeyi; en dehşetli bir zamanda ve en lüzumlu nazik bir vakitte, herkesin anlayacağı bir tarzda; hakaik-ı Kur’âniye ve îmâniyenin en derin ve en gizlilerini, gayet kuvvetli bürhanlar ile isbat ederek; o îmân-ı tahkîkîyi taşıyan hâlis ve sâdık şâkirdleri dahi, bulundukları kasaba ve karye ve şehirlerde –hizmet-i îmâniye itibariyle– âdeta birer gizli kutub gibi, mü’minlerin mânevî birer nokta-i istinadı olarak, bilinmedikleri ve görünmedikleri ve görüşülmedikleri halde, kuvve-i mâneviye-i îtikadları cesur birer zabit gibi; kuvve-i mâneviyeyi, ehl-i îmanın kalblerine verip, mü’minlere mânen mukavemet ve cesaret veriyorlar.(Mektubat/507) buyuruyor. Nur Üstadımızın en yakın talebesi ve hizmetkarı Zübeyir Gündüzalp Ağabey “Risale-i Nur, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın bu asırda bir mu’cize-i mâneviyesi olan yüksek ve parlak bir tefsiridir. Evet, Risale-i Nur kalblerin fâtihi ve mahbubu, ruhların sultânı, akılların muallimi, nefislerin mürebbi ve müzekkîsidir. (Sözler/822)” sözleriyle Nurları tarif ediyor. Ve hem “Risale-i Nur’da, müstesna bir edebiyat ve belâgat ve îcaz; nazîrsiz, câzip ve orijinal bir üslûb vardır. Evet, Bediüzzaman; zâtına mahsus bir üslûba mâliktir. O’nun üslûbu, başka üslûblarla muvazene ve mukayese edilemez. Eserlerin bâzı yerlerinde, edebiyat kaidesine veya başka üslûblara nazaran pek münasip düşmemiş gibi zannedilen bir noktaya rastlanırsa, orada gayet ince bir nükte, bir îmâ veya ince bir mâna veya hikmet vardır. Ve o beyan tarzı, oraya tam muvafıktır. Fakat, o ince inceliği, âlimler de birden pek anlamadıklarını îtiraf etmişlerdir. Bunun için, Bediüzzaman’ın eserlerindeki husûsiyet ve incelikleri Risale-i Nur’la fazla iştigal etmemiş olanlar, birden intikal edemezler. (Sözler/823) demekle ondaki muazzam üslub-u aliyeye de nazarlarımızı çekiyor.
Risale-i Nur; nifak ve şikakı, tefrikayı, fitne ve fesadı kaldırıp; kardeşliği, uhuvvet-i dîniyeyi, tesanüd ve teâvünü yerleştirir. Risale-i Nur mesleğinin bir esası da budur. Risale-i Nur, gurur ve kibir ve hodfuruşluk ve zillet gibi, ahlâk-ı seyyieden kurtararak, tevâzu’ ve mahviyet ve izzet ve vakar gibi güzel ahlâklara sahip kılar.
işte Risale-i Nur tarif ve tahsininden aciz kaldığımız böyle bir tefsir. O’nu Kur’an medhetmiş, İmam-i Ali tebşir etmiş, Gavs-ı Azam müjdelemiş.. Ve fakat imtihan dünyasındayız. Münafıklar, münkirler, müşrikler, masonlar, dinini dünya için satan bedbahtlar, alemde firavun sistemlerini ikame ve idame ettirmek isteyen siyonist ve emperyalist kuvvetler bu Nur’un mevcudiyetinden ürkmüşler, korkmuşlar.. evvela müellif-i Muhtereminin vücudunu ortadan kaldırmak suretiyle bu Nur’u söndürmek istemişler, sonra eserleri yasaklatıp ve talebeleri için zindanlar hazırlatmışlar.. masum halkla Nurlar ve Nurcular ve Üstadları arasında kalın hapishane duvarları örmüşler, tecrid-i mutlakta zindanlarda yer hazırlamışlar, Onun sesini kısmak için kuş uçmaz kervan geçmez diyarlara sürmüşler.. Fakat Risale-i Nur Kur’an Kal’asının etrafında Onun Nurdan bir suru olmuş ve gönülden gönüle, kalpten kalbe ulaşmış, intişar etmiş, matbaaların yasak olduğu o devr-i istibdad-ı zalimanede beşyüz bin nüsha el ile yazılmış, hem hatt-ı Kur’an ile intişar etmiş.. ama şeytanlar durur mu…
Harb-i Umuminin nihayetinde Said’in bir tek eserini görüp bunun vücudunu ortadan kaldırmalıyız diyen İngiliz Risale-i Nur bu kadar intişar etmiş, O’nun cemaati bu kadar inkişaf etmiş hiç boş durur mu? Onların Risale-i Nur’un neşrinde sadece neşriyat ve matbaa işini istimal ederek neler yapmaya çalıştıklarını yazarak müstakbel nesillerin teyakkuzuna vesile olmaktan maada bu yazıların hiç bir maksadı yoktur.
Evet Kur’an Nurlarının hakaretten siyanet ve Hıfzı inayet-i ilahiye olmakla birlikte yarım asra yakın neşriyat hizmetinde şahit olunan durum naehillerin ve gasıp ve hırsızların ve hak, hukuk, şer’i şerif bilmezlerin tecavüzat ve tahrifatının derece-i vehametini görmezlikten gelmenin istikbal nesillerine hakikatın aktarılmamasının da vebal olduğunu düşünerek bu makaleler dizisini hazırlıyorum.
Hz. Nur Üstad bu nurların hıfz ve himayesi için hapisler yatmış, zehirlenmiş, envai çeşit zulüm ve entrikalara katlanmış ve nihayet ruhunu Rahman’a teslim edeceği günler yaklaşırken de vasiyetlerinde daima Nurların neşrinin sıhhatini nazara vermiştir. Hacı Hulusi Bey’in Üstadımızı son ziyaretinde, ayrılırken “Kardeşim Hulusi ne senin için, ne benim için korkma! Fakat Sözler için ihtiyat et! “ buyurmakla Üstadımız Nurlar için bir ihtiyat ve hizmetlerin devam ve tealisinde tedbir, dikkat, teyakkuz ve teenni dersi vermiş.
Risale-i Nur’da yapılan, yapılması tasavvur ve tahayyül edilen her türlü parmak karıştırmaya anında müdahale etmiş, muhatabın durumuna göre zaman zaman şiddetle tekdir etmiş, bazen de şefkatle izahatta bulunmuş, O’ndan sonra da hizmetkarları hizmetin tanzim ve tedbirinde bazen farklı içtihatları olsa dahi mesele Nurların neşri olduğunda Çelik gibi muhkem mütesanid bir irade ortaya koymuşlardır. Bu yazı dizisi biraz da Onların bu meseleler karşısında ki tutum ve ihtar ve ikazlarını içerecektir. Muhtevasında Hz. Nur Üstadın bizzat kendi ifadeleri ve dersleri ile birlikte Nur Üstadın o Ağabeylere yüklemiş olduğu vazifenin mesuliyetini ve onların bihakkın bu vazifeyi icrada bir adım geri atmadıklarını ve yalpalamadıklarını teşekkür ve duaya vesile olması için yeri geldiğinde arzedeceğim.

Ve minellahi tevfik