SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Risale-i Nur’un Neşri ve Korsan Neşriyatın Tarihçesi (3)

Risale-i Nur’un Neşri ve Korsan Neşriyatın Tarihçesi (3)
Dr. Mehmet Rıza Derindağ( mehmetriza@nurdanhaber.com )
21 Ekim 2019 - 9:54

(1956’dan Günümüze)
Dr. Mehmet Rıza Derindağ

1956’ya kadar Nurların neşrine dair muhtasar izahatı birinci kısımda naklettim. Bundan sonra ki kısmı Hüsnü Bayramoğlu Ağabey’den dinlediğim kadarıyla naklederek başlayacağım.
1956 senesine gelindiğinde memlekette Halk Partisinin tek parti devr-i istibdadkaranesine nazaran biraz daha Müslümanlar için ferah bir devre -kısmen de olsa- yaşanıyordu. Bu devrede Hz. Üstadımızın Demokrat Partiyi Halk Partisinin şerrine karşı vatan, millet ve İslamiyet namına ehvenüşşer diyerek muhafazasına çalıştığına yazmış oldukları lahikalarda şahid oluyoruz. 1956’da Nur Talebesi Senirkent’li Tahsin Tola Hz. Üstadımızın Menderes’ten arzu ettiği mühim isteği kendisine arzetmiştir. Bu da Risale-i Nur’un resmen hükümet izniyle neşri meselesidir. Bu hususta hem Maarif hem Diyanet’in çalışmasını arzuluyor, yakın talebesi, manevi evladı Mustafa Sungur Ağabey’i Ankara’da bu hidemat-ı Nuriyenin takibinde istihdam ediyordu. Nihayet Tahsin Tola başvekil Adnan Menderes’ten şu sözü alabilmişti; “ Tahsin Bey Hocaefendi’ye tazim ve hürmetlerimi arzediniz. Reis-i Cumhurun ve muhalefetin bilhassa Paşanın vaziyeti malumunuzdur. Ben size müsade ediyorum. İzin veriyorum. Kendiniz bunu bastırın.” Evet bu memleketteki hükümetin yani yürütmenin başında bulunan şahsın sözlü izni demekti. Her ne kadar gayr-ı resmi olsa da Risale-i Nur’un neşir tarihinde yepyeni bir sayfa açılıyor, islam tarihine yeni bir zafer kaydediliyordu bu izinle..
Mübarek Üstadımız Ankara’dan formalar geldikçe adeta havalara uçuyor bugün bizim bayramımız diyordu. Nur’un Bayramı! Sözler beşbin adet basılacaktı. Demir harflerle uzun uykusuz yorucu gecelerce çalışmanın mahsülü olacaktı! Ne geceleri bu esasen otuz yıllık bir zulmün karşısında imanın galibane fütuhatından başka birşey değildi!
Sırası gelmişken Hüsnü Ağabeyin anlattığı şu hatırayı nakletmeden edemeyeceğim.

Hüsnü Ağabey anlatıyor; Atıf abi Sözler’i matbaaya vermiş lakin para lazım. Matbaacılar kağıt ücretini peşin istiyorlar, yokluk zamanı kardeşim. Zübeyir ağabey o vakit hali vakti yerinde Nur talebesi hem hemşehrisi bir Ağabeyi çağırdı. Durumu anlattı. Kitaplar basılsın borç istiyoruz, aldığımız miktarı size iade edeceğiz dedi.

Bu zengin abimiz: “Kardeşim ben veririm ama Üstad bana desin.” dedi.

Biz de: “Aman ağabey Üstad der mi öyle bir şey!” dediysek de bir türlü ikna olmadı ve dedi ki:

“Bakın benim servetim sülaleme torunlarıma yeter ben bunu veririm Üstadımız desin vereyim” diyerek Üstadın odasına girdi.

Üstadımız:”MaşaaAllah kardaşım hoşgeldin, işittin mi?Nurlar Ankara’da basılacak, elhamdulillah” diye sevincini izhar ediyor müjde veriyordu.

Zengin abimiz:”Duydum Üstadım bunlar (Zübeyir abi ve beni kastederek) söylediler. Para lazımsa vereyim mi Üstadım” dedi.

Üstad Hazretleri:“Yok yoooook Onlar bulurlar” diye mukabele etti.

-“Üstadım para lazımmış ben vereyim” dedi.

Üstadımız:”Yok yoook kardaşım. Zübeyir, Hüsnü bulurlar, hallederler onlar” diye karşılık verdi. Ağabey geldiği gibi gidiyor..

Nasip yani kardeşim… Sonra Eskişehir’de  Zaman Oteli’nde kaldığımız Abdulvahid Kardeşimiz ne kadar ihtiyaç varsa Karz-ı hasen Atıf Abilere yetiştiriyor ve böylece Risale-i Nurlar matbaalarda basılmaya başlıyor.
Bu devrede bilhassa iki merkezde neşriyat hizmeti oluyor;
İstanbul ve Ankara!
İstanbul’da Ahmet Aytimur Ağabey, Ankara’da Atıf Ural, Said Özdemir ve Türkmenoğlu Ağabeyler..
(Devam edecek…)