Nurdan Haber

Risale-i Nur’un Neşri ve Bediüzzaman’ın Vasiyetnameleri (8)

Risale-i Nur’un Neşri ve Bediüzzaman’ın Vasiyetnameleri (8)
Avatar
Dr. Mehmet Rıza Derindağ( mehmetriza@nurdanhaber.com )
04 Aralık 2019 - 9:32

Risale-i Nur’un Neşri ve Bediüzzaman’ın Vasiyetnameleri (8)
(1956’dan Günümüze)
Dr. Mehmet Rıza Derindağ

Zübeyir Ağabeyle beraber bulunma, hizmet etme bahtiyarlığına ermiş abilerimizin O’ndan iktisaben ve notlarından istifade ile yazmış oldukları hususları aktarmaya devam edelim. “Risale-i Nur feyyaz bir tefsir-i Kur’ân’dır. Nur fezası hükmünde ve nice tecelliyât-ı İlâhiye’nin mazharı ve ma’kesi olmuş bulunan bir kalbe mâlik Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri gibi bir veliyy-i âzamdan ilhâm-ı İlâhî ile vehbî zuhur etmiştir. Talebeliğin şe’ni bu mânevî füyûzattan istifâde etmek, onu aynen korumak, muhtaç olan müştaklara bu asliyet, ayniyet ve âidiyetini koruyarak okumak, okutmak ve okumak çığırını açmaktır.
Üstad: “Risale-i Nur’un mesâili, ilimle, fikirle, niyetle ve kasdî bir ihtiyarla değil; ekseriyet-i mutlaka ile sünûhat, zuhurat, ihtârât ile oluyor,” buyuruyor. Bu ifadeden de anlıyoruz ki, Risale-i Nur’da anlatılan mesâilde kullanılan üslup ve dil kullanılan kelimelerde kasdî bir ihtiyarla değil, sünûhatla vehbî geliyor. Bu sırdandır ki, müellif sorulan sualleri Risale-i Nur’a yönlendiriyor, cevaplarını ondan naklediyor. Kimin haddinedir ki, böyle bir ihsanı İlâhiye’ye mazhar olmuş bir esere müdahale edebilsin. Bu haddi aşmış haricî tasarruf böyle bir mazhariyetin masdarına müdahale anlamı taşır, vartadır. Böyle bir fiilin faillerine Cibâli Baba olunmaz. Bunlar halis bir Nur talebesi olamaz, bunlara hüsn-ü zanla bakılmaz ve bakamayız. Risale-i Nur’a yapılacak böyle maksadlı ve maksadsız taarruzlar olursa Nur talebeleri bunu önlemeye muktedirdirler ve önlemelidirler. Bu talebeliğin şe’nidir.Risale-i Nur’u tahrifat ve tahribat anlamı taşıyan, onun âidiyet ve ayniyetini bozan her türlü düşünceyi taşıyanlara.

Üstad’ın eserlerini Üstad’ın vekâlet ve izni olmadan, vekâlet ve izni olanların rızasını ve onayını almadan, korsancılık yaparak basıp, nurlar üzerinde tasarrufta bulunanlara, çok ağır söylüyorum.
Hakîki bir mü’min dünyevî kanunların verdiği bir fırsat ve imkânın arkasına sığınmaz. Bu işin manevî mes’uliyetinden titrer. Kur’ânî, İlâhî, manevî emir ve nehiylere göre amel eder. Bunları yapanların mes’uliyet-i manevîye, hukuk-u ibadullah, müellifin maddî manevî hukuk ve haklarına karşı amelde, Kur’ânî, İlâhî, emir ve nehiylere riayet etme hassasiyetleri kalmamıştır. Hamiyet-i dîniye ile dine hizmet adına bu değerlerden uzaklaşarak dine hizmet edilmez. Bu hizmet değil hezimettir. Bunların kalplerinde bu değerlerden zerre kırıntı kalsa bunu yapmazlar ve yapamazlar. Dünya imtihan dünyasıdır. Cennet ucuz değil, cehennem dahi lü- zumsuz değildir.
Allah’tan bütün niyazım odur ki, Kur’ân tefsiri ve onun malı olan, ilhâm-ı İlâhî ile sünûhat nev’inden vehbî yazdırılan Risale-i Nur’un ayniyet ve Üstad’a âidiyetinin muhafazasıdır. Benim ve Üstad’ın hizmetkârları olarak bizim ve Nur talebelerinin en büyük ve en öncelikli vazifesi Üstad’ımızdan geldiği gibi Üstad’ımızdan gördüğümüz gibi onların aynen muhafazasıdır. Gelecek nesillere bunları aynen intikal ettirmektir. Nur talebeleri Risale-i Nur’a karşı böyle cinayetleri işleyenler kim olursa olsun taşıdığı ünvân ve isim, bulunduğu ve durduğu yer ne olursa olsun, hüsn-ü zanla bakmak gafletine düşmezler. Çünkü bilirler ki, Risale-i Nur’a karşı işlenen her menfî hareketin arkasında bir zındık parmağı vardır ve onlara aldanmış olduğunu düşünürler. Bu uyanıklık ve müdebbiriyetle içerden ve dışardan kurulan her türlü sû-i kasd ve komploları boşa çıkarırlar, çıkarmalıdırlar ve çıkarmaya muktedirdirler.
Halis ve samimi bir Nur talebesinin ihlâsı böyle şeyleri düşünmeye engeldir. Bu anlayış ve düşünceye sahip kimselerin makam ve mevkîleri ne olursa olsun isimlerinin önünde ne yazarsa yazsın bunlar bu haliyle Risale-i Nur hakkında cehl-i mürekkeb içinde bir echeldirler veya Risale-i Nur’a karşı sû-i niyetlidir veya kötü niyetli olanlara aldanmış sadîk-ı ahmaktır (ahmak dost). Zira sadîk-ı ahmak adüvvü Risale-i Nur kadar Risale-i Nur’a zararlıdır. Üstad’ımız; “Sadîk-ı ahmak adüvvü din kadar dine zararlıdır,” buyuruyor. (Ömer Çiçek-Yirmiyedi)”

(devam edecek…)