Nurdan Haber

Risale-i Nur’un Neşri ve Bediüzzaman’ın Vasiyetnameleri (18)

Risale-i Nur’un Neşri ve Bediüzzaman’ın Vasiyetnameleri (18)
Avatar
Dr. Mehmet Rıza Derindağ( mehmetriza@nurdanhaber.com )
17 Şubat 2020 - 10:12

Risale-i Nur’un Neşri ve Bediüzzaman’ın Vasiyetnameleri (18)
(1956’dan Günümüze)
Dr. Mehmet Rıza Derindağ

Bediüzzaman’ın Dördüncü Te’lifat Devresi/(1949-1956)

SİYASİ MEKTUPLAR VE İHTARLAR -1-

Hz. Üstad’ımızın Emirdağ Lahikası 2’de arzedeceğimiz mektupları fevkalade mühim ve bütün mektuplarında olduğu gibi müstakim bir hayat bahşına vesile mektuplardır.
Hz. Nur Üstad’ın Birinci Said ve İkinci Said devrelerinde ki hayat-ı içtimaiyeye ve siyasiyeye nazarı bedihidir. Osmanlı Devletinin yıkılışı, hilafetin ilgası ve Türkiye’de laiklik üzerine bina edilen bir rejim-i küfrinin mebdeinde o rejim içerisinde elbetteki bir siyasi harekete girişilemezdi. Tamamen istibdad ve diktatörlükle idare edilen bir yönetim mevzu bahisti. Hz. Üstad ne o gün ne de bugün bu rejimi kabul etmemiştir. Bizler de kabul etmiyoruz. Bu rejime karşı vazifemizi “Hazret-i Mehdî’nin cem’iyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’akârânesini tamir edecek, sünnet-i seniyyeyi ihya edecek; yâni Âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr niyetiyle şerîat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Hazret-i Mehdî cem’iyetinin mu’cizekâr mânevî kılıncıyla öldürülecek ve dağıtılacak. Mektubat/479” tahrip, isyan, yıkmak değil tarhribatı sünnet-i seniyye ile tamir olarak addediyoruz. Hz. Üstad mahkeme müdafalarında ;
“..istibdad-ı mutlaka “Cumhuriyet” nâmı vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla, sefahet-i mutlaka “Medeniyet” ismi vermekle, cebr-i keyfî-i küfrîye “Kanun” ismini takmakla hem sizi iğfal, hem hükümeti işgal, hem bizi perişan ederek, hâkimiyet-i İslâmiye’ye ve millete ve vatana ecnebi hesabına darbeler vuruyorlar.
(Şualar/291)” ve hem
“İşte ben de yüzer âyât-ı Kur’âniyeye istinaden Kur’ân’ın kudsî kanunlarının yerine, medeniyetin bozuk kısmından anarşilik hesabına ve bir nevi bolşeviklik namına istibdad-ı mutlak mânasında Cumhuriyetteki hürriyet perdesi altında dindarlar hakkında eşedd-i zulme âlet olabilen muvakkat bir rejime, değil yalnız ben, belki bütün ehl-i vicdan muhaliftir. Hem muhalefet, hiçbir hükûmette bir suç sayılmıyor. (Emirdağ Lâhikası 2/161) diyerek rejimin ne hale geldiğini o zalimlerin yüzlerine haykırıyordu.
Birinci Cihan Harbinde Osmanlı’nın mağlubiyetinin bir hikmetini ise şöyle ifade ediyordu;
“Bu Alman mağlubiyetiyle neticelenen bu harpte Osmanlı Devleti’nin mağlubiyetinin hikmeti nedir?”

Cevaben Eski Said demiş ki: Eğer gâlip olsaydık, medeniyet hatırı için çok mukaddesatı feda edecektik. Nasıl ki yedi sene sonra edildi. Ve medeniyet namiyle âlem-i İslâm, hususan Haremeyn-i Şerîfeyn gibi mevâki-i mübarekeye, Anadolu’da tatbik edilen rejim kolaylıkla, cebren teşmil ve tatbik edilecekti. İnâyet-i İlâhiye ile onların muhafazası için kader mağlûbiyetimize fetva verdi. ~RN-Kastamonu Lâhikası/19”
Bir ayet-i kerimenin tefsir-i riyaziyesi sadedinde ;
Evet

‎يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى اْلاٰخِرَةِ

işaretiyle bu asır hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye, ehl-i İslâma da bilerek, severek tercih ettirdi.

Hem bin üçyüz otuzdört tarihinden başlayıp, öyle bir rejim ehl-i İslâm içine de sokuldu. Evet

‎عَلَى اْلاٰخِرَةِ

cifir ve ebced hesabiyle (1333) veya dört ederek, aynı vakitte eski harb-i umumîde İslâmiyet düşmanları galebe çalmakla, muahede şartlarını, dünyayı dine tercih rejimi mebdeine tevâfuk ediyor. İki-üç sene sonra bilfiil neticeleri görüldü.

Kastamonu Lâhikası/110” buyurarak yine içinde yaşadığımız rejimin mahiyetini ifade ediyor.

Ve bir haşiyede ise ; “Âtıf’a muâraza eden ve hücum eden tarikatçı müftü ve taassuplu vâiz ve hoca ve ehl-i tarikat, ehemmiyetli ehl-i ilim ve tarikat, bu muârazada, en son perdesi rejim hesabına ve tarafgirliğine ve himayesine dayanıp, Âtıf’ın müdafaa ettiği sünnet-i seniyye mesleğine taarruz suretine girdiğini; ve Risale-i Nur’a muâraza eden, bilerek veya bilmeyerek zındıkaya yardım ettiğine bir delil, bu defa adliyece benden sordular ki:

“Kürt Âtıf, rejim aleyhine çalışıyor.” Demek onun muârızları, rejime dayandılar.

Ben de dedim: Rejimi reddetmek ne vazifemizdir ne de kuvvetimiz var ve ne de düşünüyoruz ve ne de Risale-i Nur izin veriyor. Fakat biz kabul etmiyoruz, amel etmiyoruz, istemiyoruz. Red başka, kabul etmemek başkadır, amel etmemek daha başkadır. Hazret-i Ömer’in (R.A.) taht-ı hükmünde, kanun-u adalet-i şer’iyesini reddetmeyen ve ilişmeyen Yahudilere, Nasârâya ilişmiyordular. Demek, kabul etmemek, tasdik etmemek, idarece bir cünha, bir suç teşkil etmiyor ki; o çeşit muhalifler ve münkirler, en kuvvetli padişahların idâresi ve siyaseti altında bulunmuşlar.

İşte, bu nokta-i nazardan, Risale-i Nur’un şakirtlerinden en müthiş bir muhalif, rejim müessisini tel’in de etse, bilfiil idareye ilişmese, onun mefkûresine kanunen ilişilmez. Hürriyet-i vicdan ve hürriyet-i fikir, onları tebrie eder.}
(Kastamonu Lâhikası/265) ifadeleriyle rejime karşı duruşumuzu izah ediyor.
Bediüzzaman Hazretlerinin rejim hususundaki kanaatı tek parti devresinde ne ise çok partili devrede de odur. Fakat çok partili devrede siyasi ıslah ve tamir vaziyeti biraz bedihi bir suret almıştır. Ve ehvenüş’şer tabir edilen bir usulü ihtiyar ile vücuddan kafa gitmektense kol gitsin iradesidir. Gelecek mektuplarda bu zaviyeden değerlendirilmelidir.
Bu mektuplar günümüz hadisat-ı siyasiyesine ve Nur Talebelerinin ve hususan Hz. Üstadın hizmetkarlarının ve bahusus Bediüzzaman’ın hayatta kalan son mutlak vekili ve talebesi ve hizmetkarı Hüsnü Bayramoğlu Ağabeyin Tayyib Beyi ve Ak Partiyi muhafaza ve desteklemesinin Hz. Üstad’ımızın bu derslerinin bir neticesi olduğu aşikardır.

Mektuplardan ilki Celal Bayar’a hitaben yazılan şu mektuptur;

“ Reis-i Cumhur Celâl Bayar ve Hey’et-i Vükelâsına Ankara

Biz Nur Talebeleri yirmi senedir emsalsiz bir tâzib ve işkencelere hedef olmuşuz. Sabrettik. Tâ Cenâb-ı Hak sizi imdadımıza gönderdi. O işkencelerin sebebini onbeş senedir üç mahkeme hakikî ve kanunî olarak yüzotuz kitap ve bin mektubatta bulamadıklarına, Mahkeme-i Temyizle Denizli Mahkemesini şâhit gösteriyoruz. Otuz seneden beri ben siyaseti terketmiştim. Bu defa birkaç gün zarfında ahrarların başına geçip milletin mukadderatına sahip çıkması sebebiyle Reis-i Cumhuru ve Hey’et-i Vekileyi tebrik ile beraber, bir hakikatı ifşa ediyorum; şöyle ki:

Bize hücum eden ve mahkemelerde tâzib edenler demişler: “Bu Nur Talebelerinin dini siyasete âlet etmek ihtimalleri var, belki de ediyorlar.”

Biz de o zâlimlere karşı müdafaatlarımızdaki binler hüccet ile demişiz ve diyoruz ki:

Biz, dini siyasete âlet değil, belki rıza-yı İlâhîden başka hiçbir şeye, hattâ dünyaya ve saltanata âlet etmemek bizim esas mesleğimiz olduğundan, düşmanlarımızca da tahakkuk etmiş ki: Üç senedir üç çuvaldan ziyade dosyalarımızı garazkârâne tedkik ettikleri halde, bizi mahkûm edemiyorlar. Verdikleri keyfî ve vicdanî hükümlerine de bir bahane bulamıyorlar ki, Temyiz o hükmü bozdu.

Evet biz dini siyasete âlet değil, belki vatan ve milletin dehşetli zararına siyaseti mutaassıbâne dinsizliğe âlet edenlere karşı; bizim siyasete bakmamıza mecburiyet-i kat’iyye olduğu zaman, vazifemiz siyaseti dine âlet ve dost yapmaktır ki, üçyüz elli milyon kardeşlerin uhuvvetini bu vatandaki kardeşlere kazandırmağa sebeb olsun.

Elhâsıl: Bize işkence edenlere, siyaseti asabiyetle dinsizliğe âlet etmelerine mukabil; biz de siyaseti dine âlet ve dost yapmakla bu vatan ve milletin saâdetine çalışmışız.

Kardeşlerim, ben bunu böyle münasip gördüm, sizlerin meşveretine havale ediyorum.

Said Nursî
(Emirdağ Lâhikası 2/16)
Bediüzzaman; Çeyrek asra yaklaşan bir istibdad ve zulüm ve tahrip devresinden sonra Demokratların iktidarını dinsizliğe karşı tebrik ediyor, ve ilk icraatlarından olan Ezan-ı Muhammedinin ihyası ve radyolarda Kur’an okutulması gibi icraatları bir tamirat olarak görmüştür.
Bediüzzaman bu mektubu yazmakla siyasete girmiş olmuyor, aktif siyasetin parçası haline de gelmiyor fakat hem hükümete, hem hükümetleri iğfalde mahir dış güçlerin içerdeki piyonlarına ve hem kendi talebelerine bir hakikatı ders veriyor.
Bediüzzaman’ın en yakın talebesi ve hizmetkarı ve manevi evladı ve hem vekili Hüsnü Bayramoğlu Ağabey de bu ve buna mümasil mektuplara müsteniden Tayyib bey’i alenen muhafaza ve desteklediğini ilan ediyordu.
Yine bir başka mektubunda Eşref Edib’in şahsında siyaset noktasından talebelerini şöyle ikaz ediyordu;
İSTANBUL’A GÖNDERİLEN MEKTUPTAN KISIMLAR
“Aziz Sıddık kardeşlerim!
Evvelâ: Mektubunuzda isimleri bulunan hâs kardeşlerimizin İstanbul’a gelmekliğim hakkında tedbirlerine minnettarım ve onlardan ziyade kendim oraya gelmeyi ruh-u canımla arzu ediyorum.. Ve çok zaman o mübarek yerlerde geçirdiğim eski-yeni hayatlarımı sinemavarî görmek bu ahir ömrümde büyük bir iştiyakım var. Fakat görüyorum ki, ihtiyarî arzularımdan ziyade, gaybî bir irade ve inayetkâr bir sevkiyat benim ihtiyarî arzumu susturuyor. Ben de Risale-i Nur’a birer fayda, birer maslâhat gördüğümden her zahmete sabır ve tahammüle karar veriyorum. şimdilik daha Afyon’dan kitaplarımızı ve Kur’ânımızı almadığımdan, burada çok sıkıldığım halde, başka yere gidemiyorum. Belki inşaallah bir zaman arzu ettiğiniz tarzda hayatım kalmış ise, oraya gelirim.

Saniyen:..
Salisen: Dine ve hakaik-i imaniyeye neşriyatıyla hizmet eden Eşref Edip gibi dinî mecmualar sahibi, yirminci Lem’a-i ihlâsı hem neşretmek hem mabeynlerinde hakikî bir düstur yapmak ve beraber dikkatle okumak bu zamanda iktiza ediyor ve hizmet-i imaniye onu emrediyor…. Din ve iman için neşriyat yapanlar, bu ağır şerait içinde eski zaman mücahidleri gibi bire yüz derece, belki ağır şerait altında bir neferin bir saat nöbeti, bir sene ibadet gibi sırr-ı ihlâs şartıyla bir büyük fazilet ve yüksek bir hizmet-i imaniye ve derecat-ı uhreviye kazanırlar.
Rabian: Otuzbeş senedir ki siyaseti bırakmıştım ve Nurculara bırakınız diyordum. Sebebi ise: Siyaset, ihlâsı kırar. Fakat şimdi hissettim ki, bazı münafıklar dindarları perde yapıp, dini siyasete alet, sonra da siyaseti dinsizliğe alet etmeye çalışmasından, safdil dindarların hatırı için bir iki defa siyasete, dünyaya baktım, gördüm ki:
Bizi üç dört mahkemede “Dini siyasete alet ediyor” diye bizi ittiham edenler, kendileri dessasane dini tezyif etmek için kendileri dini siyasete alet, sonra da siyaseti dinsizliğe alet etmek için dinsizlik düsturlarını kanuna bağlamak gibi, dünyada hiç bir şeddad, hiç bir zalim yapmadığı bir dehşet gördüm. şiddetli bir me’yusiyetim içinde; Hürriyet başında bizimle, yani İttihad-ı Muhammedî Cem’iyeti ile İttihatçıların bir kısmındaki gizli farmasonlara muarız ve manen bizimle, yani İttihad-ı Muhammedî ile müttefik olan ahrar fırkası, yine otuz beş sene sonra dirildi, yine uyandı. Birden şeair-i İslâmiyenin başında olan Ezan-ı Muhammediyi, farmasonların zincirlerini kırıp ilân etmesiyle, Siyasetten kat’ı alâka eden, eskide İttihad-ı Muhammedî, şimdi Nurcular namını alan ve İttihad-ı İslâm içinde bulunan kardeşlerimiz yanlış basmamak için bazı şeyleri söylemek isterdim. Fakat Risale-i Nur benim bedelime konuşuyor ve Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir nâşiri Eşref Edip Bey’ seksen ikinci nüshasında söylemek istediğimi “Kızıl Taassub” hakkında aynen söylemiş. Allah razı olsun dedim, yine yüzümü çevirdim. (Haşiye)
(Haşiye: Maalesef bir halimi beyan edeceğim; Pekçok iştiyak ile o merkez-i mübarekte halis dostlarımla konuşmak, sohbet etmek çok ziyade ihtiyacım olduğu halde, bu yirmibeş sene işkenceli tecrid-i mutlak ve benim de ihlâsa zararlı olan siyasete hiçbir cihetle karışmamak için inziva-i mutlakta kendimi alıştırdığımdan, gayet müştak olduğum bir kardaşımı yirmi dakikadan fazla -zaruret de olsa- ancak tahammül ederim. Ben oraya gelsem, ruh-u canımla sevdiğim eski ve yeni kardeşlerimle görüşmeye tahammülüm olmıyacak. İnşaallah bu acib hal de tahavvül eder.)
Elbaki Hüvelbaki Kardaşınız
Said-i Nursi”
Bu mektubu Eşref Edip Bey’e gönderir, kısmen Celal Bayar’a yazdığı meselenin biraz daha tafsilli beyanıdır.
Yalnız bu “Kızıl Taassub” diye Hz. Üstad’ın tasdik ettiği makale esasen Eşref Edip Bey’in CHP Genel Sekreterinin İzmir’de “Halk Partisi Dine Hürmetkardır!” sözüne cevaptır. Aynen şimdi de seçim öncesi Cuma Namazına giden, tecvidsiz de olsa Sultan Eyüp Camiinde Kur’an tilavet etmeye çalışan riyakar münafıklar gibi seçimler yaklaşınca böyle münafıklar ortaya çıkmış “bir müslüman siz misiniz? Biz de müslümanız, CHP dine hürmetlidir” masalları okumaya başlamışlar safdil ehl-i imanı aldatmak ayrıca Demokratların da bazı su-i istimalatını ve gayr-ı islami ahvalini de nazara vererek dindarlar içinde bunlara bir ders verelim propagandası yaymaya başlamışlardır. Aynen tarih tekerrür etmektedir. Peki CHP dine hürmetkar mıdır? Din lehinde midir? Dindarlara müsamahakar mıdır? İşte Bedüzzaman’ın da tebrik ettiği Eşref Edip Beyin o makalesinde bu suallere cevap var…
(Devam edecek…)