Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Risale-i Nur’un Neşri ve Bediüzzaman’ın Vasiyetnameleri (21)

Risale-i Nur’un Neşri ve Bediüzzaman’ın Vasiyetnameleri (21)
Dr. Mehmet Rıza Derindağ( mehmetriza@nurdanhaber.com )
04 Mart 2020 - 11:25

Risale-i Nur’un Neşri ve Bediüzzaman’ın Vasiyetnameleri (21)
(1956’dan Günümüze)
Dr. Mehmet Rıza Derindağ

Bediüzzaman’ın Dördüncü Te’lifat Devresi/(1949-1956)

Menfi Gazetelere Cevaplar ve Bekir Berk Bey

Hz. Üstad’la mücadeleye menfi siyasilerden, kökü dışarda dal ve budakları içimizde zındıka komitelerinin maşalarından sonra sefih bazı gazeteler de eklenmişti. Bu gazeteleri bazen ademe mahkum edip muhatap olmayan Hz. Üstadımız bazen de lahikalarla cevaplar vermişti. Bir kısmına davalar da açılmıştı.

Bu menfi gazetelerden 27 Ekim 1954 tarihli Vatan Gazetesinin yalanlarına Emirdağ Lâhikası 2/198’de şu cevabı vermiştir, bu gibi mektuplara bir misal olarak arzediyoruz;

“Yazıları beş vecihle iftira ve yalan olduğunu gördüğüm bir gazeteyi bana okudular. Böyle iftiraların hem Isparta’ya, hem neşredenlere büyük zararı var.

Birinci Yalan: Nur Risalelerini okuyanlara mürid ve tarîkat diye beni tarîkat dersi vermekle ittiham ediyor. Halbuki beni tanıyanlar biliyorlar ki: Mahkemelerde de sâbit olduğu gibi; ben tarîkat dersi değil, îmanın, Kur’ân’ın hakikatlarını ders veriyorum. Dersimi dinleyenlere Nur Talebesi denir. Mesleğimiz tarîkat değil, îmanın hakikatlarıdır.

İkinci Yalanı: İftira eden gazete başka bir gazeteyi kendine teşrik etmekle bâzı yanlış tâbirler karıştırmasıyla diyor ki: “Eğridir gençleri Said ve müridleriyle mücadeleye başladılar.” Kat’iyyen bunun aslı olmadığını bütün Isparta ve Eğridir gençleri biliyorlar. Hattâ Isparta ve Eğridir gençleri bunu işittikleri vakit hiddetle protesto ediyorlar. Yalnız Ankara’da bulunan Eğridirli genç olmayan bir adam, otuz sene evvel benimle görüşmesini az tenkidkârâne yazmış. Buna “Gençler mücadeleye başladılar” namını vermek ne kadar zâhir bir yalandır. Halbuki kim olursa olsun bütün gençlere karşı daima kardeş nazarıyla bakıyorum. Bana yahut talebelerime karşı Isparta ve Eğridir’de hiçbir gencin mücadelesini işitmemişim.

Üçüncü İftirası: O iftira eden gazete başka birisinin diliyle diyor ki: “Said ve müridleri gizli siyaset çeviriyorlar. Emniyeti bozmak tarzında nizamatı değiştirmeye çalışıyorlar.”

Bunun yalan olduğuna yirmisekiz senede beş mahkeme beraet vermesiyle gösteriyor ki: Siyasetle hiç bir alâkam yok. Ve hiç bir emare bulunmaması bunun ne kadar iftira olduğunu gösteriyor. Hattâ otuzbeş seneden beri siyasetten çekildiğimi bütün dostlarım biliyorlar. Bu hakikat mahkemeler tarafından da sâbit olmuştur.

Dördüncü İftirası: Said Nursî bazı kadınlara şeytandır demiş. Bu iftiranın aslı: “Eskiden büyük şehirlerde açık-saçık, çıplaklık derecesinde hususan yarım çıplak Hıristiyan kızları şeytan kumandasında ahlâk-ı İslâmiyeye zarar veriyorlar.”

İşte böyle birkaç tane açık gezenler hakkındaki bir sözü başka sûrete çevirip mutlak kadınlara teşmil ederek tâbiri çirkinleştirip istîmal etmesi, pek çirkin ve zâhir bir iftiradır. “Kadınlarla muhavere” nâmındaki risalemde: Kadınlara büyük bir hürmet ve ehemmiyet ve kıymet verdiğimi hattâ şefkat cihetinde erkeklerden pek ileri olduklarından Risale-i Nur’un mühim bir esası şefkat olduğundan bu mübarek hemşirelerimi “Muhterem Hemşirelerim” namıyla yâdediyorum. Onların samimiyet ve ihlâslarını ziyade görüyorum…

Beşinci Hakaretkârâne İftirası: Gerilemek ve irtica, yâni İslâmiyet ahkâmına, ahlâkına dönmek mânasıyla “mel’un fikir” tâbiri kullanması Küre-i Arzı titretecek kâfirâne bir iftira olduğu gibi, yalnız Ispartalılara ve Nur talebelerine değil, belki âlem-i İslâma karşı bir ihanettir.

Çok hasta ve çok ihtiyar

Said Nursî “

Hz. Üstadımız gerçi son yıllarında artık bu gibi haberlerle bütün bütün alakasını kesmiş ve muhatap olmamıştır. Bir gün Avukat Bekir Berk Bey Hz. Üstad’ı ziyaret etmiş ve Mersin’de ki bir gazetenin Hz. Üstad’a iftira attığı ve hakaret ettiğinden bahsederek, Hz. Üstad’tan vekalet istemiştir. Hz. Üstadımız bunu reddetmiştir. Bekir Bey ısrar edip maddi manevi tazminat açacağım dediyse de Hz. Nur Üstadımız vekalet vermek istememiş ve “Bekir bey ben bu gibi şeylerle meşgul olmak istemiyorum, bunlar menfi de olsa ilanat hükmüne geçer” demiştir. Bekir bey her ne kadar musırrane Hz. Üstad’tan vekalet talep ettiyse de Hz. Üstad oralı olmamış ve vekalet vermiyorum demiştir. “Bekir bey bunların böyle menfi yazıları hakikatperestlerin Risale-i Nur’u taharrisine, Nurları aramalarına vesile oluyor, benim böyle menfiliklerle uğraşmaya zamanım yok kardeşim” diyerek izah etmiştir. Bekir bey daha sonra ki senelerde Risale-i Nur talebelerinin vatan sathındaki mahkemelerini takip etmiş, kahramanca müdafalar yapmış ve Türk Hukuk tarihine adını Mazlumların Müdafii olarak yazdırmış bilhassa 163. Maddeye karşı fevkalade bir hukuk mücadelesi vermiştir. Cenab-ı Hak kendisine rahmet eylesin. Bununla birlikte bu kahraman avukat hiç bir zaman Said Nursi’nin şahsi avukatlığını, ve vekaletini almamış ve Hz.Bediüzzaman’ın hiç bir mahkemesine girmemiş olsa da 1958 Ankara Mahkemesi başta olmak üzere 70’li yılların ortalarına kadar Nurcuların avukatlığını fisebilillah yapmıştır. 1958’de ki mahkemede sizi mi davanızı mı müdafaa edeyim diye sorduğu Nur talebelerinin ise davamızı müdafaa edin dedikleri hatıralarda naklediliyor. Nur talebelerindeki bu asil davranış Bekir Bey’e tesir etmiştir. Cenab-ı Hak ahirete intikal etmiş bütün geçmişlerimize rahmet eylesin.