Nurdan Haber

Bediüzzaman’ın Vekillerine Kim Ne Hesabına Saldırır-3-

Bediüzzaman’ın Vekillerine Kim Ne Hesabına Saldırır-3-
Avatar
Nurdan Haber( ismail@nurdanhaber.com )
14 Nisan 2020 - 11:01

Karanlık bir el Bediüzzaman’ın kökü dışarda dal ve budakları içerde tevessü etmiş bir ingiliz destekli zındıka komitesi diye ihtar ettiği bir el neşr-i envar-ı Kuraniye olan hizmet-i imaniyeyi bozmak, laubalileştirmek, lakayıt göstermek için bir takım gençlerin ya heva ve heveslerini, yahut tama ve havf damarlarını veyahut şan ve şöhret ile enaniyetlerini okşayıp öne sürüyorlar.. bunların bu oyunlarına bir Zat, yaşı 86 olmuş bir Zat, ömrünü, malını, mülkünü, rahatını, gençliğini velhasıl herşeyini bu hizmete ve Üstadına feda etmiş ve vakfetmiş bir Zat, saçı başı ağarmış, beli iki büklüm olmuş ama ehli dalalete eğilmemiş bir Zat bunlara ve bunların ağababalarına ve arkasındaki bütün komitelere cesaretle, şecaatle, mücahidane haykırıyor :” elinizden ne gelirse yapın! Bizi Üstadımızdan ve Üstadımıza sadakattan ve Nurlara kanaattan ve Kurani davamızdan ayıramayacaksınız! Ben tek başıma kalsam da bu hizmetin Üstadımızdan gördüğüm tarzını muhafaza edeceğim! Bu davayı müdafa edeceğim! Gürültüye papuç bırakmayacağım! Beni idam da etseniz bu hakkı sizin gibi haksızların suratına haykıracağım!!” Diyor! Yani Zübeyir kırk sene evvel “Risale-i Nur’un meslek ve meşrebini, düstur ve tarzlarını, bilhassa Hazret-i Üstad’ımız Bediüzzaman Said Nursî’nin vefatından sonra umum Nur talebeleriyle beraber harfiyen ve aynen muhafaza etmekle de muvazzafız. Bu kudsî emâneti muhafaza ve idame ettirmek hizmeti uğrunda başımıza yağdırılacak bütün fenalıklara hakkımızda imal edilecek ve ettirilecek en çirkin iftira ve yaygaralara her şeyimizi, haysiyet ve şerefimizi dahi feda ederek kemâl-i sabır ve metânetle tahammüle çalışmak, Nurlar’ın ders ve irşâdıyla amel etmiş olmanın îcabı ve lâzımıdır.”(Zübeyir Gündüzalp) buyurmuşlar ve hem “ Üstad’ımızın eserlerinde ve eserlerine geçmemiş derslerinde Manâ-i murad hüsn-ü niyet sahiplerine gâyet açıktır, tevile muhtaç değildir. Risale-i Nur’u arzuyu nefsaniyesine göre tevil; fâside-i fâhişânedir. Biz Üstad’ın gördüklerini göremeyiz. Tevilde her zaman yüzde yüz isabet edemeyiz, neticede zarar görürüz.
Üstad’ın dersini arzuy-u nefsaniyesine göre tevil ederek amel edenlerin zarar gördüklerine tokatlar yediklerine birçok numuneler var.”( Zübeyir Gündüzalp)
Hz. Üstad’ımızın koyduğu en küçük bir usülde, bizim kâsır fehmimizle ehemmiyetini fazla göremediğimiz bir hizmet şeklinde dahi büyük hikmet ve maslahatlar vardır. Çok ehemmiyetli, küllî faide ve semereler mevcuddur. Eğer biz bunları göremiyorsak acz ve fakrımıza atfetmeliyiz. Bir çok hususlarda umur-u nuriyelerde olduğu gibi en selametli, en şüphesiz, en isabetli fiil ve amelimizin Üstad’ımız Hazretleri’ne mutlak teslimiyette bulunduğuna kâni olmalıyız diyor Hz. Üstadımızın varisleri. (Haşiye)
Haşiye: bu noktada saded harici de olsa bulunduğum yerde bazılarının vekil ve varis ağabeylerle alakalı sorduğu sualler ve sosyal medyada yazılanlara çok bakamamakla beraber işitiğim hususlara cevap için şu haşiyeyi eklemem icab etti. Muazzez Üstadımız hayat-ı seniyyelerinde binlerce ziyaretçi kabul etmiş, onlara bazen iltifat etmiş bazen bir ders vermiş ve ahirette kendilerine faide verecek hususlara teşvik etmiştir. Muazzez Üstadımız kimi ziyaretine gelenlere seni on, seni yirmi sene talebem olarak kabul ettim, seni Abdurrahman, seni Abdulmecid olarak kabul ettim, oğlum olsaydı senin ismini koyardım, sizler arslanlarsınız, ben sizin oradan bir kuvvet beklerdim vs gibi mültefit, müşevvik iltifatlarının tamamı makam-ı tergibte ve taltifte söylenmiş cümlelerdir. Sigay-ı emir değil taltiftir. Fakat Hz. Üstadımızın vasiyetnamelerinde evlat ve varis ve vekil tayinleri ise birer iltifat değil tavziftir. Omuzlarına bırakılmış mesuliyet vardır. Yani mutlak vekilim olarak tayin ediyorum dedikleri eşhas elbetteki bu manaya layıktırlar, elbetteki melikin atiyyelerini matiyyeleri taşır fakat bu aynı zamanda bu Ağabeylere Üstadımızın itimadıdır. Omuzlarına yüklenmiş bir mesuliyettir. Şimdi bu mesuliyet hem Üstadımızın hem bütün vekillerinin varisi olan Hüsnü Bayramoğlu Ağabeyin omuzlarındadır. Ağabey bu mesuliyet şuuru ile cemaat-i nuru elbette ikaz eder, ihtar eder, Nurlardan ve Üstadın hayat-ı seniyyelerinden almış oldukları dersi beyan eder. Bu Onun şahsına bizzat Bediüzzaman’ın yüklemiş olduğu bir mesuliyettir, bir sorumluluktur. Derecesine göre hepimiz bu sorumluluk bilinci ve mesuliyet şuurunda olmamız icab eder. Bu mesuliyeti anlayamayanlar evvela Onun şahsına sonra etrafına hiç bir iş çıkmayınca bu sefer bu salahiyetin tanzim edildiği vasiyetnamelere ve nihayet lahika mektuplarını faside-i fahişaneleriyle tevil etme gayretkeşliğini göstermektelerdir.
Bu vekil ve varislerin hayatlarına azıcık şahidlik etmiş, azıcık derslerinde bulunmuş bir Nur talebesi bilirki bu Ağabeyler arasında Risale-i Nur’un meslek, meşreb ve neşriyatında bir ihtilaf, bir münakaşa yahut bir münazaa mevzu bahs olmamıştır, olamaz! Her insanın fıtratı, öncelikleri, dünya görüşü farklılık arzedebilir, beşeri münasebatta farklılıklar onların esasatta ki gayrılığına işaret etmez! İki mutlak vekil ihtilaf ederse ne olacaktır gibi hakikaten hakikatten uzak vuku bulmamış bir meseleye vücud rengi verip bulandırmak bulanık bir zihnin yahut karıştırmak karışık bir fikrin işi olabilir. Her insanın dostları, akrabaları, ticaret yapıyorsa ortaklıkları vs vardır, beraber teşrik-i mesai ettiği insanlar vardır. Ehl-i kitaptan bir hanımın olsa elbette seveceksin. Fakat faraza benim kayınpederim hıristiyan diye teslisi savunacak halin yok! İşte bu Ağabeylerimiz beşeri münasebat ve hasbel kader beraber bulundukları hizmet arkadaşları vs ayrı olabilir, fakat hiç bir zaman o arkadaşların yapmış olduğu bidatlara taraftar olmamış bilakis her fırsatta hem de azim bir cemaat önünde yazıklar olsun demişler ve ikazlarını da yapmışlardır!!!
Bu Ağabeylerin;
1- Risale-i Nur’un sadakatla neşrinin devamı
2- Medrese hizmetlerinin usul ve tedbiri
3- Lahikaların neşri ve tamimi
4- Mu’cizatlı Kur’anın basımı
5- Ahval-i siyasiye ve içtimaiyeye dair mektupları
6- Risale-i Nur’u izahlı, açıklamalı vs derslere karşı tutumları
7- Sadeleştirme, lügat, önsöz, sonsöz, bibliyografya, ayet hadis mealleri gibi Nur Risalelerine müdahale eden kökü dışarda dal ve budakları içerde zındıka komitelerine alet olmuş fikirlere karşı bir ses, tek vücut, aynı ruh ile mukabeleleri…Bediüzzaman’ın varis tayini intihabındaki isabete şehadet eder!
Hz. Üstadımızın vefatından sonra Külliyat-ı Nur’da isimleri geçmeyen, varis ve vekil olmayıp hizmette sebkat eden birileri maatteessüf bu Ağabeylere karşı bir algı operasyonuna başlamışlardır. Fetö’nün önündeki en büyük engel daima bu Ağabeyler olmuştur.
Müellif bir abimizin benim yazılarıma mukabil yazmış olduğu misali misal alarak izah edeyim;
İki Mutlak Vekil Ağabeyimiz; mesela merhum Mustafa Sungur Ağabey ile Hüsnü Bayramoğlu Ağabey. Bir üçüncü abimiz var. Muhterem, mübarek, bilhassa İstanbul’da çok hizmeti sebkat etmiş. Bu abimiz bazı saiklerle Risale-i Nur’u iki ciltte toplamak istiyor. Bediüzzaman’ın hizmetinde bulunmamış, varisi değil, vekili değil, Nurun naşirlerinden hiç değil.. bunlar birer nakise değil, hizmete de engel değil, şimdi milyonlar nur talebelerinin hiçbirisinde bu evsaf yok.. fakat bu abimiz ve yanında bir merhum ağabeyin birileri aklına giriyor, aklı evvel birileri, bu işi biz biliriz Bediüzzaman da talebeleri de anlamaz diyen dünyevi, arızi içtihad ve kafa fenerlerini esas alan birileri… Sungur Ağabeye geliyorlar. Sungur Ağabey “bu bir cinayettir” diyor, dikkat buyurun siz canisiniz, hainsiniz demiyor ama yapmaya cüret ettiğiniz bu iş cinayettir diyor Sungur Ağabey… Sungur Ağabey daha sonra bu abilerimize gelin Vatan Medresesine Hüsnü Ağabeye gidelim diyor. Medreseye vardıklarında Sungur Ağabey diyor ki “ Hüsnü Kardeş bu iki gayretli, fedakar kardeşimiz Nurları iki cilt haline getireceklermiş sen ne dersin” Hüsnü Ağabey “Sungur ağabey ben ne diyeyim, 30 senedir işledikleri cinayet yetmemiş bir cinayet daha işliyorlar” diyor.. Sungur Ağabey de “aynen ben de böyle söyledim” deyiveriyor…
bakınız Varis ve Vekiller Risale-i Nur’a ve Hz. Bediüzzaman’ın meslek ve meşrebine hüvesi hüvesine bağlıdırlar. Taviz vermezler.
Benim de şahid olduğum bir mesele;
2002 sonbaharında Bedi Medresesinde vakıf dersinde gündüz, bu hizmeti sebkat etmiş Ağabeyimiz Sungur Ağabeye “abi Almanyaya gittim herkes lügatlı risale soruyor, biz de bir yayınevi kurmaya karar verdik müsadenizle” diyor. Sungur ağabey sesli telefonla o bütün istanbul vakıflarının önünde Hüsnü Ağabeye telefon açtı. Durumu anlatınca Hüsnü Ağabey “Atıf Ağabeylerin bu husustaki arzularına Üstadımızın ben izin vermiyorum” mukabelesini teferruatıyla telefonda anlattı. Sungur ağabey yeni yayınevi kurup lügatli külliyat basmak isteyen o abimize fevkalade celalli bir şekilde “ ey filan ben bilsem ki kainatı fethedeceğim yine Üstadıma muhalefet etmeyeceğim!!!” diye kükredi.
Yani beşeri münasebet, şahsi hürmet ve alaka ayrı, desatir-i nuriıyenin meslek ve meşrebinin muhafazası, kudsiyeti ayrı…
Bu hususta Hüsnü Ağabeyin de, diğer varis ve vekillerin de hassasiyetleri bellidir. Zaten bu meselede hassas olmayanların tamamının ortak özelliği Hz. Üstad’tan meslek ve meşreb, fedakarlık ve feragat, dikkat ve teenni dersini bizzat almamaları olmuştur. Yeni çığırlar açmak, Nur külliyatında keyfemayeşa tasarrufatta bulunmak hep bu gibi fikirlerin bilhassa dört-beş şahsın kafasından çıktığı da malumdur.

Dr. Mehmet Rıza Derindağ