Şefkat, Merhamet ve Berat

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber –  Yüksel UCA

Şefkat;  acıma ve ikramda bulunma hissidir.

Merhamet ise; hiç bir menfaat ve karşılık beklemeden yapılan yardım, ikram ve fedakârlıktır.

Rahman ve Rahim olan Yüce Rabbimizin kullarına olan şefkat ve merhameti sınırsızdır. Zira “O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır.” (Araf Suresi, 7/156)

Bir günahı bin yazmak adalet iken, Aziz, Kerim, Rahim, Rahman, Hannan, Mennan ve Şefik olan Zat-ı Zülcemal; şefkat ve merhametinden dolayı günahlarımızı bir yazmakta; işlemiş olduğumuz hayır ve hasenatta herhangi bir hakkımız olmadığı halde, ona da on, bazen yetmiş, bazen yedi bin, bazen de yedi yüz bin sevap ihsan etmektedir.

Üç aylar ve içinde bulunan kudsi geceler Rabbimizin büyük bir ihsanı ve biz aciz ve günahkâr kullar için; isyanlarımızdan ve günahlarımızdan temizlenmek için büyük bir fırsattır. Bu kudsi gecelerden biri de Berat gecesidir.

Berat

Berat; kurtulmak, azat olmak, temizlenmek ve af edilmek gibi manalara gelir.  Bu gecenin asıl şerefi ve kıymeti; ezeli ve ebedi  olan,  fikirleri nurlandıran, kalplere sürur veren Kur’an- Mucizül Beyan’ın Levh-i Mahfuz’dan dünya semasına indirilmesidir.

Bu gece feyiz ve bereket yağmurlar gibi dökülür, kullar affedilir ve günahlar bağışlanır. Habib-i Edip Efendimiz (sav.) şöyle buyurur: 

Şaban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde ise oruç tutunuz.  Çünkü o gece fecir oluncaya kadar Allah u Teâlâ; : ‘Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. Hastalıktan şifa isteyen yok mu, şifa vereyim.’ buyurur.”

Bediüzzaman Hazretleri de bu kudsi gecenin ehemmiyetini şöyle ifade eder:

Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nevinden olması cihetiyle Leyle-i Kadir’in kudsiyetindedir. Her bir hasenenin Leyle-i Kadir’de otuz bin olduğu gibi, bu Leyle-i Berat’ta her bir amel-i sâlihin ve her bir harf-i Kur’anın sevabı yirmi bine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhur-u selâsede Şefkat yüze ve bine çıkar. Ve bu kutsi leyali-i meşhurede on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur’anla ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır.”

Kullarına karşı şefkat ve merhameti nihayetsiz olan Yüce Allah, onları affetmek için bu ulvi geceleri ihsan etmiştir. Yeter ki bizler O’nun kapısına yönelelim, günahlarımızdan dolayı pişman olup, samimi tövbe edelim. Tevvab olan Allah, affedicidir ve affetmeyi çok sever; kendisine açılan elleri boş çevirmez. O’nun rahmeti gazabını geçmiştir. Bütün insanların günahları Allah’ın sonsuz şefkati yanında; denizden bir damla veya bir kuşun gagasındaki toprak kadardır.    

Bir hadis-i kutside  şöyle buyrulur: “Ey Âdemoğlu sen tövbe edip bana dua ettiğin ve benden umduğun sürece işlediğin günaha aldırmadan seni bağışlarım, işlediğin günahlar gökteki bulutlara erişse bile benden bağışlanma dilediğinde seni bağışlarım.”

Bir kul ne kadar  günahkâr olursa olsun Allah’ın rahmetinden asla ümit kesmemeli, O’nun sonsuz merhametine sığınmalıdır. Nitekim bir ayette  mealen şöyle buyrulur: “De ki: “Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Zümer Suresi, 39/53)

Fahr-i Kâinat Efendimiz (sav.) şöyle buyurur: “Bir insan bütün yiyecek ve içeceğini devesinin sırtına yükleyip çölde giderken devesini kaybetse,  başını iki eli arasına alıp düşünürken birden başını kaldırıp devesinin yanında durduğunu görse ne kadar sevinir. İşte Allah günahlarından tövbe edip kendisine dönen kulu için öyle sevinir.”

Evet, Allah’ın rahmeti güneş gibidir. Güneş hiç kimseye küsmez, ışığı ile her şeyi aydınlatır. Gözünü, kapayıp ondan istifade etmek istemeyen olursa o başka meseledir.

Yüce Rabbimizin günahkâr kullarını affetmesi O’nun lütfünden başka bir şey değildir ve şefkatinin nihayetsiz olduğunun delilidir. Yüce Rabbimiz öyle bir Rahimdir ki, müminleri lütuf ve keremiyle cemali isimlerin tecellisi ve rıza beldesi olan cennete, kâfirleri ise adaleti ile celali isimlerinin aynası ve azap yurdu olan cehenneme koymaktadır.

Habib-i Kibriya Efendimiz (sav.) şöyle buyurur:

“Allah’ın yüz rahmeti vardır. Her bir rahmet, gökle yer arasını dolduracak genişliktedir. Bunlardan sadece birisi dünyaya bırakılmıştır. Bundan dolayı kişi çocuğuna, kuş da yavrusuna merhamet ve şefkat eder. Amma kıyametin geldiği gün, Cenab-ı Hak o yüz rahmetini kullarına iade edecektir.” (Müsned-Ahmed, II/154)

“Allah Teâlâ mümin kulu hakkında, çocuğuna karşı şefkatli olan anneden daha merhametlidir.” (Buhari, Müslim)  

Annelerin evlatlarına olan şefkatleri saf, katıksız ve karşılıksızdır. Bütün validelerin şefkatleri toplansa Rabbimizin şefkati yanında deryadan bir damla dahi olamaz. 

Şefkat ve merhamet, güzel ahlakın en önemlilerindendir. Şefkatli insanlar eza ve cefaya, ıstırap ve meşakkatlere maruz kalanların imdadına koşar, onlara maddî ve manevî yardımda bulunurlar.

Resul-i Ekrem Efendimiz (sav.) şöyle buyururlar: “Dinin özü ve mahiyeti Allah’ın emirlerine tazim ve mahlûkatına şefkat etmektir.”

 “Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.”Şefkat ve merhamette eşsiz olan Habib-i Kibriya Efendimiz (sav.), kimsenin kalbini; kırmaz yetimlere, çocuklara, yaşlılara, dul kadınlara, yoksullara ve hayvanlara şefkatle muamele eder; onlara her hususta yardımcı olurdu.

Şu ibretli hadise de Habib-i Edip Efendimizin şefkatini açıkça ortaya koymaktadır. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber  (sav.) on bin kişilik ordunun başında Mekke’ye giderken yol üzerinde yeni doğum yapmış bir köpekle yavrularını görür ve Suraka oğlu Cuayl’i çağırarak şöyle buyurur: “Ey Suraka! Bu annenin ve yavrularının önünde dur, ordunun tamamı geçinceye kadar onlara nöbetçilik yap, onları ezilmekten koru!”

Rauf ve Rahîm isimlerine kemaliyle ayna olan Resul-i Ekrem Efendimiz (sav.) müşriklerin hak dini kabul etmemelerinden dolayı son derece müteessir olurdu. Bu husus bir ayette şöyle ifade edilmektedir:  “Şimdi bu söze inanmazlarsa, sen onların arkalarından adeta kendini tüketeceksin!” (Kehf Suresi, 18/6)

Fahr-i Âlem Efendimizin (sav.) ümmetine karşı nasıl bir şefkat ve merhamet taşıdığı da  bir ayette şöyle ifade edilir: “Size kendi içinizden gayet izzetli bir peygamber geldi. Zahmete uğramanız ona ağır gelir. (Kalbi) üstünüze titriyor. O, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.”  (Tevbe Suresi, 9/128)

Resulullah Efendimizin (sav.) izinden giden ve onun sünnetlerini kendilerine rehber edinen başta Sahabe-i Kiram efendilerimiz olmak üzere, mürşitler, mücedditler ve evliyalar da bütün canlı mahlûklara hususen insanlara karşı son derece şefkatli ve merhametli davranmış, müminlerin isyan ve günahlarından dolayı elim akıbete duçar olmamaları için azami gayret göstermiş, dua ve niyazda bulunmuşlardır.

Hz. Ebu Bekir (ra) Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Ya Rabbi vücudumu öyle büyüt ki cehennemde hiç kimseye yer kalmasın” buyurmuştur.

Çeşitli eza ve cefalara maruz kaldığı halde kendisine hapishanede yer hazırlayanlara beddua dahi etmeyen Bediüzzaman Hazretleri’nin şu ifadeleri de onun şefkat ve merhametini ortaya koymaktadır:

Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.” (Tarihçe-i Hayat)

Berat gecesinin bütün âlem-i İslam’ın ittihadına, memleketimiz birlik ve beraberliğine,  huzur ve dirliğine vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.      

    



Etiketler: , , , ,
Kategoriler: Yüksel Uca

Yorumlar (1 Yorum)

  • Bilge salih

    Bu güzel yazı ve içindeki hakikatlerin hepimizin aydınlanmasına vesile olmasını dileyerek Berat gecesinin hayırlı olmasını diliyorum

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?