Nurdan Haber

Cenâbı Allah’ın (c.c.) Rahmeti-2

Cenâbı Allah’ın (c.c.) Rahmeti-2
25 Şubat 2019 - 7:15

 

Eğer üstünüzde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı,

içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. (Nur, 21)

 

Cenâb-ı Allah Celle Celalühu, Rahmetinin Ancak Yüzde Birini Bu Dünyaya Ayırmıştır. Geri Kalanıyla ise Kıyamet Günü Kullarına Merhamet Edecektir.

 

Peygamberimiz aleyhisselatü vesselam efendimiz hazretlerinin bir hadis-i şeriflerinde Cenâb-ı Allah’ın Celle Celalühu rahmeti yüz parçaya böldüğünü, bundan dokuz parçayı kendine ayırdığını, yeryüzüne geri kalan bir parçasını indirdiğini buyurmaktadır. Hayvanlar da dâhil bütün canlılarda görülen merhamet işte onun bir parçasının yansımalarıdır. Bir parçası bu kadar olursa geri kalan kısmını varın siz düşünün:

 

“Allah rahmeti yüz parçaya böldü. Bundan doksan dokuz parçayı kendine ayırdı. Yeryüzüne geri kalan bir cüzü indirdi. (Bunu da -cin, insan ve hayvan- mahlûkatı arasında taksim etti.) Bu tek cüzden nasibine düşen pay sebebiyledir ki mahlûkat birbirlerine karşı merhametli davranır. At, (hayvan) yavrusuna basmamak endişesiyle ayağını bu sayede kaldırır.” [Buhârî, Edeb 19, Rikâk 19; Müslim 17, (2752); Tirmizî, Daavât 107-108, (3535-3536).]

 

Cenâb-ı Allah Celle Celalühu, geri kalan doksan dokuz rahmeti ile kıyamet günü kullarına merhamet edecektir. İşte bu yüzden insanın ümitli olması lâzımdır.. Kesinlikle şeytana aldanıp ben daha af olunmam, iyi bir insan olamam deyip her şeyi terk etmemesi lâzım. Cenâb-ı Allah Celle Celalühu bu dünyada gördüğümüz rahmetinin yüz katıyla bize inşallah ahirette muamele edecektir. Geçmiş günahlarımıza tövbe edelim, bir daha işlememek üzere söz verelim ve onun rahmetini gözleyelim:

 

Allah, o doksan dokuz rahmeti kıyamet günü kullarına merhamet etmek için yanında alıkoymuştur.” (Buhâri, Edeb 19; Müslim, Tevbe 17, 19)

 

Cenâb-ı Allah Celle Celalühu şu hadsiz kâinatı Rahmetiyle şenlendirmiştir. Ve bu karanlıklı mevcudatı Rahmetiyle ışıklandırmıştır. Ve bu hadsiz ihtiyaçlar içinde yuvarlanan mahlûkatı Rahmetiyle terbiye etmiştir. Ve bir ağacın bütün görünüşüyle meyvesine yönelmiş olduğu gibi, Rahmetiyle bütün kâinatı insana yöneltmiş ve her tarafta ona baktırmış ve yardımına koşturmuştur. Ve bu hadsiz uzayı ve boş âlemi rahmetiyle doldurmuş, nurlandırmış ve şenlendirmiştir. Ve Rahmetiyle bu fâni insanı ebede namzet etmiş ve ezelî ve ebedî bir Zat’a yani kendisine muhatap ve dost yapmıştır.

Kâinata baktığımız da O’nun bu rahmetinin güneş gibi aşikâr olduğunu görürüz. İşte rahmetinin yüzde biri bu şekilde tecelli ederse cennette geri kalanının nasıl olacağını tasavvur ediniz.

Rızık cihetiyle veya zevkimize hitap cihetiyle bu böyle… Bir de bunun muamele ciheti vardır. Cenâb-ı Allah’ın Celle Celalühu insanlara karşı şefkati merhameti çok büyüktür. Sürekli affediyor. Hatasını hemen yüzüne vurmuyor. Mühlet veriyor. Gizliyor. Her hatamızda bizi cezalandırsaydı hâlimiz nice olurdu?

 

Eğer Allah, insanları işledikleri günahlar yüzünden (hemen) cezalandıracak olsaydı, dünyada tek bir insan bile bırakmazdı; ama Allah onların cezasını belirlenmiş bir vadeye kadar erteler. O vadeleri geldiği vakit hükmünü yerine getirip onları cezalandırır. Çünkü Allah kullarını görmektedir.” (Fâtır, 45)

 

Dünya’da rahmetinin bir derecesiyle bu şekilde muamele eden Rahman ve Rahim olan şefkatli, merhametli Rabbimiz ahirette de bize çok daha büyük merhametlerde bulunacaktır. Onun için asla ondan ümidimizi kesmemeli, tövbe edip ona dönmeli, yalvarmalı, şeytanın tuzağına düşmemeli, ateşten kendimizi korumalıyız.

 

Eğer, kâfirler, Allah indindeki rahmetin derecesini bilselerdi, cennetten ümit kesmezlerdi. (Canan, C.6., s.287)

 

Cenâb-ı Allah’ın Celle Celalühu ahirette rahmetiyle muamele ettiği günahkârlara bir örnek:

Cenâb-ı Allah’ın Celle Celalühu, cehennemden en son çıkacak kimseye yapacağı muamele. Gelmiş geçmiş hiç kimseye vermediği en büyük nimeti ona veriyor:

 

Bu adam kâh yerde sürüklenerek, kâh yürüyerek, kâh yüzünü ateş yalayarak cehennemden çıkar. Geriye dönüp cehenneme bakarak söyle seslenir:

— Beni senden kurtaran Allah yücelerin en yücesidir. And olsun ki Allah gelmiş geçmiş hiç kimseye vermediği en büyük nimeti bana vermiştir. (Müslim, Iman 310)

 

O kişiyi cehennemden kurtarmakla kalmıyor, bir de cennette bakın ona neler veriyor:

Peygamberimiz aleyhisselatü vesselam efendimiz hazretlerini tebessüm ettiren cehennemden çıkıp cennete en son girecek kişinin hâli:

 

Abdullah bin Mesûd naklediyor: “Allah Resûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle bir hâdise anlattı: “Ben cehennemden en son çıkacak olan insanın durumunu bilirim. O, cehennemden sürünerek çıkar. Kendisine:

– Haydi git, cennete gir! denilir. Bunun üzerine o adam cennetin yolunu tutar. Varıp kapısından içeri bakınca cennet ehlinin tamamen yerlerini aldıklarını, her tarafın dopdolu olduğunu görür. Geri döner ve:

– Ya Rabbi, herkes yerini almış, her taraf tıklım tıklım dolu, girecek yer kalmamış! der. Kendisine denilir ki:

– Önceki bulunduğun zamanı (n yani dünyanın ne kadar geniş olduğunu) hatırlamıyor musun? O da:

– Evet ya Rabbi! der. Sonra ona:

– Öyle ise gönlünden ne geçiriyorsan dile, denilir. O da dilediğini ister. Neticede kendisine:

– Sana bu isteklerinin hepsi ve ayrıca dünyanın on katı daha verilecektir, denilir. Bunun üzerine adam:

– Ya Rabbi, der. Benimle istihzâ mı ediyorsun! Sen ki şanı yüce bir Hükümdarsın!” “

Abdullah bin Mesûd -radıyallâhu anh-, Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem’in bu hâdiseyi anlattıktan sonra azı dişleri görülecek derecede güldüğünü ifâde eder. (Müslim, Îmân, 308; Tirmizî, cehennem, 10)

 

Cehennemden çıkıp cennete giren en son kişiye bu kadar büyük nimetler verilirse bir de cennetliklere verilen nimetleri varın siz hayal edin…

İşte Cenâb-ı Allah’ın Celle Celalühu rahmeti. Bu durumu bedevinin birisi çok iyi anlamış. Şu hadis-i şerif de buna işaret ediyor:

 

Ebû Hüreyre -radıyallahü anh- şöyle anlatır:

“Bedevînin biri Peygamberimize geldi ve:

“–Ya Rasûlallah, kıyamet günü mahlukatı kim hesaba çekecek?” diye sordu. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem-:

“–Allah -azze ve celle-” buyurdu. Bedevî:

“–Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki kurtulduk!” dedi. Rasûlallah -sallallahu aleyhi ve selem-:

“–Bunu nasıl anladın ey a‘râbî?” buyurdu. O da:

“–Çünkü kerem sahibi olan biri bir suçluyu cezalandırmaya muktedir olduğunda ona ceza vermez, affeder!” dedi.” (Beyhakî, Şuab, I, 246)

 

Böyle cömert, şefkatli, merhametli, aziz, büyük bir yaratıcı bizi hesaba çekecek. Onun karşısına güzel bir amelle gitmeye çalışalım. Kendisine asla şirk koşmayalım. Geçmiş günahlarımıza da tövbe istiğfar edelim.

 

Alem-i İslamBediüzzaman'danDerslerDünyaGenelGündemHizmetİslamİslam ve HayatNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSon DakikaSürmanşetTürkiye
Hindistan Nur Talebelerinden Hüsnü Ağabey’e Mektup
Alem-i İslamGenelGündemİslamİslam ve Hayat
Tanıkların Dilinden İslamofobi
Alem-i İslamAli Kemal PekkendirHizmetİslamRisale-i Nur
Risale-i Nur’u Okuma ve İzah Etme Konusu
Alem-i İslamGenelİslamİslam ve HayatTürkiye
Muhteşem Bir Sela!
Alem-i İslamGenelGündemHizmetİslamİslam ve Hayat
AZERBAYCANDAN MEKTUP VAR