Doğa Kanunları: Nedir. Ne Değildir? -6

Nurdan Haber Haber Merkezi | |
‘Deizm, Teizm ve Ateizm Üçgeninde Varoluş’ Paneli

Üsküdar Üniversitesi, İstanbul

20 Mart 2019

FİZİK (DOĞA) KANUNLARI: NEDİR, NE DEĞİLDİR

Fizik Kanunlarının Mutlak Belirleyiciliğini Delen bir Varlık Boyutu: Hür İrade

Varlığı madde, enerji ve fizik kanunlarıyla sınırlayan materyalist (veya fizikalist) görüşe göre, evrende her şey fizik kanunlarına tâbidir ve dolayısıyla canlı veya cansız her şeyin ne zaman hangi hareketi yapacağı önceden bellidir. Yani insanların karar ve davranışları dahil, evrende meydana gelmekte olan tüm olaylar geçmişin, fizik kanunları uyarınca geleceğe olan öngörülebilir bir uzantısıdır. ‘Determinizm’ olarak bilinen ve değişik pek çok versiyonları bulunan bu felsefi görüşe göre, fizik kanunlarını ihlal anlamına gelen hür irade diye bir şey olamaz. İnsanların var olduğunu zannettiği hür irade, sadece bir illüzyondur.

Maddenin yapıtaşlarında irade diye bir unsur yoktur ve bu konuda herkes görüş birliği içindedir. Bu durumda sırf-madde ile sınırlı maddeci görüşün varlık anlayışında ‘hür irade’ diye bir şeyin yer alamayacağı açıktır. Ancak ne olduğu ve mahiyeti tam olarak bilinmese de, iradenin varlığı gözlemlerle sabittir, ispatlanabilir ve dolayısıyla bilimsel bir gerçekliktir. Zaten tüm hukuk sistemleri kasıt ve iradenin varlığı gerçekliği üzerine bina edilmiştir. Tercih ve irade olmasaydı, sorumluluk da olmazdı ve kimse bir suçtan sorumlu tutulamaz ve cezaya çarptırılamazdı.

Varlıkların atomlardan ibaret olduğunu ve atomların da belli kanunlara göre belli kuvvetlerin etkisi altında öngörülebilir tarzda hareket ettiği fikri milattan öncesine, eski Yunan filozoflarından Leucippus’a kadar uzanır. Ancak determinizmin gelişimi ve ciddi bir düşünce sistemi olarak yerini alması 17nci yüzyılda olmuştur. İnsanlarda varlık olarak aklı öne çıkararak “Düşünüyorum, o halde varım” sözüyle bilinen ve gerçeğe ulaşmak için beş duyumuza değil akla dayanmamız gerektiğini savunan ve modern Batı felsefesinin babası olarak bilinen Fransız filozofu, matematikçisi ve bilim adamı Rene Descartes (1596 – 1650), madde âlemini belli kurallara göre işleyen dev bir makinaya benzetmiş ve cansız varlıkların katı mekanik kurallara tabi olduğunu ve dolayısıyla determinizmin madde âleminde tam hakim olduğunu ifade etmiştir. Ancak Descartes insanın madde-dışı ruhî varlığını bedenden yani maddî varlığından ayrı tutmuş ve hür irade yüzünden determinizmin insanlar için geçerli olmadığı görüşünü dile getirmiştir.

Batı felsefesinin önde gelen isimlerinden olan ve doğa ile tanrıyı özdeşleştirip doğa içine yayılmış tanrı (Panteizm) akımının felsefi altyapısını oluşturan Hollandalı Baruch Spinoza (1632 – 1677) ise Descartes’in akıl – beden ayrımına karşı çıkmış ve determinizmin tüm evrende hükmettiğini savunmuştur. Spinoza’ya göre insanların düşünceleri ve hareketleri genel bir düzene tâbidir ve dolayısıyla hür irade söz konusu değildir.

Katı bir determinist olan Fransız matematikçi ve astronom Pierre Simon Laplace (1749 – 1827), determinizmi somut bir şekilde şöyle açıklar: “Evrenin bu andaki haline geçmişinin sonucu ve geleceğinin sebebi olarak bakabiliriz. Belli bir anda doğayı harekete geçiren kuvvetlerin tamamını ve doğayı oluşturan her şeyin tüm pozisyonlarını bilen bir Zihin, eğer aynı zamanda bu verileri analiz ettirebilecek kadar kapsamlı ise, bu Zihin evrendeki en büyük cisimlerin hareketinden en küçük atomların hareketine kadar tüm hareketleri bir tek formülde ifade edebilirdi. Öyle bir Zihin için hiçbir şey belirsiz olmayacaktı. Ve gelecek, aynen geçmiş gibi, gözlerinin önünde hazır olacaktı.”[1]

Bu ifadeler, varlıklarla birlikte düşüncelerin de sırf-madde fikriyle sınırlanmasının ve dolayısıyla madde ve kanunlar yoluyla maddeye etki eden kuvvet dışında bir varlık tanımamanın doğal bir sonucudur. Ancak sonradan görülmüştür ki, kaos teorisinde ‘kelebek etkisi’ olarak bilinen ve bir konumdaki küçük bir değişimin başka bir konumda büyük bir farka sebep olmasını ifade eden bir etki ile, bir kelebeğin bir yerde kanat çırpması, haftalar sonra uzak bir mesafede fırtınalara sebep olabilir. Kelebeklerle ilgili istatistikî bilgilere dayanarak bazı genel öngörüler yapılabilir. Ancak kelebeklerin de keyiflerine göre hareket ettikleri dikkate alınırsa, milyarlarca kelebekten her birinin ne zaman nerede olacağı, kaç kere ve hangi şiddetle kanat çırpacağı, ne kadar yaşayacağı, vs. öngörülemez. Yani mutlak determinizm yoktur. Zaten 20. Asrın ilk çeyreğinde ortaya çıkan ve belirsizlik prensibi üzerine bina edilen ve parçacıkların bir anda her yerde olduğunu ifade eden Kuantum Teorisi determinist düşünceye yıkıcı bir darbe vurmuştur.

Bir teorinin doğruluğunu ispatlamak mümkün olmayabilir; ama yanlışlığını ispatlamak gayet kolaydır. Bunun da en basit yolu, gözlemlerle çeliştiğini göstermektir. Bir örnek vermek gerekirse, nehre bırakılan bir tahta parçasının su içinde ne tür hareket edeceği ve hangi zamanda nerede olacağı önceden bilinebilir. Çünkü hareket, nehir ve tahtanın bırakma anındaki fizikî durumları ile birlikte, ilgili fizik hareket kanunlarına bağlıdır ve cansız olan tahtanın buna karşı çıkması söz konusu değildir. Nehre atılan canlı bir bitki için de aynı şey söz konusudur, çünkü canlı olmalarına rağmen bitkilerde irade yoktur.

Ancak nehre bir hayvan veya insan bırakılacak olursa ne olacağını kimse kesin olarak öngöremez. Çünkü hayvan ve insanlar atom ve moleküllerden yapılmış olan bedenleri itibariyle fizik kanunlarına tabi olmakla beraber, onların mahkûmu değildir. Ve bedenlerinin parçası olmayan ve dolayısıyla fizik kanunlarına tabi olmayan hür iradeleriyle fiziğin öngöremeyeceği birçok hareketleri yapabilirler. Hatta akıntıya zıt yönde de gidebilirler. Cansız (veya baygın) bir insan bedenini nehre atacak olursak, bu bedenin aynen tahta parçası gibi fizik kanunlarının öngördüğü şekilde hareket ettiğini görürüz. Bu da canlılarda fizik kanunlarına tabi olmayan yani fizik üstü bir varlık boyutunun varlığını ve insanın sadece bir fiziksel bedenden ibaret olduğu fikrinin geçersizliğini gösterir.

Bu basit deneyden de görülebileceği gibi, evrende madde ve kuvvet ile beraber bunların cinsinden olmayan bir iradenin varlığı; ve güç ve irade sahibi varlıklar için fizik kanunlarının belirleyici olmadığı gözlemlerle sabittir, ve dolayısıyla bilimsel bir gerçekliktir. Cansız varlıklarda ve bitkilerde fizik kanunları tam hakimdir ve bu varlıkların bir etkiye nasıl tepki vereceği önceden bellidir. Ancak insan ve kısmen hayvan gibi, kasıt ve irade sahibi canlılarda durum böyle değildir.

Zaten fizik-dışı bir irade boyutu olmasaydı, Laplace’ın da dediği gibi, gelecek net olarak bilinecekti ve insanlar âdeta şuursuz zombiler gibi olacaktı. Ve de yaptıklarından sorumlu olmayacaklardı (aynen hayvan, çocuk veya robotun sebep olduğu zararlardan kendileri yerine irade sahibi sahiplerinin sorumlu tutulması gibi). İnsanların yaptıklarından kendilerini sorumlu hissetmesi ve dünyadaki tüm hukuk sistemlerinin insanları hareketlerinden sorumlu tutup yanlış seçim yapanlara ceza uygulaması, hür iradenin varlığının evrensel düzeyde kabul gören bir realite olduğunu göstermektedir.

Dünyada hiçbir hukuk sisteminde, aklı başında yetişkin bir suçlunun ‘ben bir madde külçesiyim ve tüm davranışlarım fizik kanunlarının doğal bir sonucudur; eğer bir sorumluluk varsa o bana değil, bedenime tam hükmeden ve davranışlarımı kesin olarak belirleyen fizik kanunlarına aittir’ savunması, geçerli bir savunma değildir.

Bazı sinirbilimciler (neuroscientists), iradenin doğa kuvvetlerinin etkisiyle oluşan beyin aktivitesinin doğal bir sonucu olduğunu, her şeye beynin karar verdiğini ve dolayısı ile hür irade diye bir şeyin olmadığını iddia etmektedirler. Ancak elektrik sinyallerinin ‘irade ürettiği’ tezi tüm deney ve gözlemlerle çelişmektedir. Milyarlarca transistor devresinden oluşan gelişmiş bir bilgisayar işlemcisinin bir gün kendi iradesini geliştirip tercihlerde bulunmasını beklemek ne kadar gerçekçi ise, milyarlarca nöron hücrelerinden oluşan insan beyninin de bu nöronlardaki elektrik aktifliğinden kaynaklanan bir irade sergilemesi o kadar gerçekçidir. Tercihlere bağlı olarak beynin farklı bölgelerinde farklı elektriksel aktiflik seviyesi gözlenmesi bir sebep değil, sonuçtur. Aynen bir bilgisayar işlemcisinin farklı bölgelerindeki farklı elektriksel aktivite seviyesinin, işlemciyi kontrol eden yazılımdan gelen komutların bir sonucu olduğu gibi. Yani fiziki işlemci, kendi dışında bir irade tarafından belirlenen görevleri yapmak için kendi dışından (yazılımdan) gelen komutlara göre aktivite seviyesini ayarlar; yoksa kendisi komut üretmez. Zaten ‘emir ve irade’yi temsil eden ve her devresine hükmedip kendisini tam kontrolü altına alan bir yazılımı olmayan bir işlemci, işlevsiz bir işlemcidir. Çünkü kendi haline bırakılan birbirine entegre milyarlarca devre, tüm elektrik aktivitesine rağmen, ne bir görev komutu oluşturabilir ne de anlamlı bir iş yapabilir.

Humanoid robot’ denen ve görünüş ve hareketleriyle insanı andıran bir robotun beden olarak en değerli parçası, saniyede milyarlarca işlem yapabilen elektronik beyni yani işlemcisidir. Robottan işlemciyi çıkarırsanız veya işlemciye güç sağlayan elektrik akımını keserseniz, robot dona kalır – aynen beyin ölümü gerçekleşmiş hareketsiz bir insan bedeni gibi. Ancak bu durum, robotun bütün harikalığının kaynağının bir güç kaynağına bağlı işlemci olduğu sonucunu doğurmaz. Robot belli işleri yaparken işlemcinin her seferinde tutarlı bir şekilde belirli yerlerinin elektriksel olarak aktif hale gelmesi ve hatta bununla ilgili haritaların çıkarılmış olması da durumu değiştirmez. Böyle bir iddia, milyonlarca satırlık komutlar içerebilen yazılımdan, arka planda yazılım kodunu hazırlayan akıl, bilgi ve irade sahibi bir ekipten ve farklı kısımların bilgi alışverişini sağlayan arayüzden habersizliği gösterir.

Tüm fiziki parçaları yerinde olan ancak yazılımı yüklenmemiş olan bir robot, işlevsiz yani ölü bir robottur. O kadar ki, yazılımdaki bir hata, işlemci mükemmel çalışıyor olsa bile, robotta işlevsellik bozukluklarına sebep olabilir. Yazılım güncellenerek de aynı robotun işlevselliği arttırılabilir. Fiziki bir parça olarak görülmediği için yazılımı (ve yazılım arkasındaki akıl, bilgi ve irade sahibi yazılımcı ekibini) yok sayıp sadece işlemcideki elektriksel aktivite değişimine odaklanarak, robotun hayranlık uyandıran akıllı hareketlerinin sırrını çözmek mümkün değildir. Hele bu akıllı, mantıklı ve kurallı hareketlerde yansımasını bulan gizemli yapay aklın ve ilgili kuralların, işlemcideki elektriksel aktivitenin bir sonucu olduğu sonucunu çıkarmak, herhalde robotun yazılım ekibini kahkahalarla güldürür. Çünkü elektrik akımı denen şey, elektronların veya elektron eksiği veya fazlası olan ve iyon denen atom veya moleküllerin, azalan potansiyel yönündeki kör, sağır, şuursuz ve amaçsız hareketlerinden ibarettir – havadaki toz parçacıklarının ve hava moleküllerinin rüzgâr yönünde amaçsız hareketleri gibi.

[1] Laplace, Pierre Simon, A Philosophical Essay on Probabilities, s. 4, translated from the 6th French edition by Frederick Wilson Truscott and Frederick Lincoln Emory, Dover Publications, New York, 1951.

Yunus A. Çengel

Mütevelli Heyeti Üyesi, Üsküdar Üniversitesi, İstanbul

Professor Emeritus, University of Nevada, Reno, ABD

yunus.cengel@yahoo.com

 

Devamı: 12 Nisan 2019

 

[1] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 138, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[2] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 134, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[3] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 135, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[4] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 137, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[5] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 141, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[6] Said Nursi, Sözler, 16. Söz, Küçük bir Zeyl, s. 281, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[7] Nursi, B. S., İsaratül İcaz, Envar Neşriyat, İstanbul, 1998, s. 87-88.

[8] How Did Life Begin: An Interview with Andy Knoll,” NOVA Science Programming, PBS, http://www.pbs.org/wgbh/nova/origins/knoll.html

[9] Laplace, Pierre Simon, A Philosophical Essay on Probabilities, s. 4, translated from the 6th French edition by Frederick Wilson Truscott and Frederick Lincoln Emory, Dover Publications, New York, 1951.

[10] https://mybroadband.co.za/news/hardware/200748-how-a-computer-chip-is-created-from-sand-to-cpu.html; accessed: Dec. 29, 2018.

[11] https://en.wikipedia.org/wiki/Transistor_count; accessed: Dec. 29, 2018.

[12] Walter Isaacson, Einstein – His Life and Universe, s. 388, Simon & Schuster, New York, 2007.

[13] Laughlin, R. B., A Different Universe – Reinventing Physics from the Bottom Down, Basic Books, New York, 2005, p. back cover page.

[14] Aynı eser, preface, p. xiv.

[15] Aynı eser, preface, p. xv.

[16] Aynı eser, s. 45.



Etiketler: , , , , , ,
Kategoriler: Prof. Dr. Yunus Çengel

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?