Doğa Kanunları: Nedir. Ne Değildir? -7

Nurdan Haber Haber Merkezi | |
‘Deizm, Teizm ve Ateizm Üçgeninde Varoluş’ Paneli

Üsküdar Üniversitesi, İstanbul

20 Mart 2019

FİZİK (DOĞA) KANUNLARI: NEDİR, NE DEĞİLDİR

Büyük Sahra’da Kum Tepeleri ve Silikon Çipleri

Kuzey Afrika’nın Büyük Sahra Çölü’nde, 9 milyon kilometrekareden fazla bir alanda rüzgarlarla serbestçe hareket edebilen trilyonlarca kum taneciğiyle, doğa eylemi olarak oluşturabilecek yegâne yapılar, hiçbir amacı ve faydası olmayan, rastgele kumtaşları, kum tepeleri, vadiler ve çölün yüzeyindeki düzensiz dalgalı kum formasyonlarıdır. Canlı türlerini göz ardı edecek olursak, denebilir ki Sahra Çölü muhtemelen bir milyar yıl önce aynı rastgele kumlu yapılardan oluşuyordu. Muhtemelen bir milyar yıl sonra da aynı kumlu yapılardan oluşacaktır.

Eğer Büyük Sahra’da dolaşırken faraza bir cep telefonu, bir motorlu taşıt, ya da su ve elektrik tesisatı ile donanmış bir binaya denk gelirsek, bunların doğa yasalarının doğal bir işi veya yapması olmadığı konusunda hiçbirimizin zerre kadar bir şüphesi olmayacaktır. Böyle bir şey bulduğumuz anda, gözlerimiz hemen etrafta dünyalı veya uzaylı akıllı varlıkları aramaya başlayacaktır.

İlginçtir ki kumun bileşimi çoğunlukla, silikon dioksit (Si02) gibi (genellikle kuvars formunda) silikat minerallerinden oluşur. Bu nedenle, kum, bilgisayar çipi yapımında temel hammadde olan silikon bakımından zengindir. Güçlü bilgisayar çiplerinin tamamına yakını, pek de değer vermediğimiz silika kumundan yapılmaktadır. Çip yapma işlemi, kumu eritip silindirik saf silikon ingotlarına dönüştürülmesi, sonrasında da bu ignotun ince dairesel plaka dilimlerine kesilmesiyle başlar. Plaka dilimleri, çipin devreleri düzeninde şekillendirilmiş bir UV ışık huzmesine maruz bırakılır. Yarı iletkene dönüştürmek için, silikon plakası iyonlarla bombalanarak doping yapılır. Ek fotolitografi basamakları uygulanarak, transistor yapısı daha da belirginleştirilir. Bir yalıtım katmanı uygulandıktan sonra, transistor devreleri oluşturmak için yüzeye elektroplating işlemi ile bakır iyonları depozitlenir. Transistorlar daha sonra çipin bir işlemci olarak işlev görmesini sağlayacak bir mimari oluşturacak şekilde birbirine bağlanır.[1]

Bir çip içine paketlenmiş transistorların sayısı, çipin işlem gücünün bir ölçüsüdür. Örneğin, 2018 yılında çip üreticisi Nvidia tarafından piyasaya sürülen bir mikroişlemci, sadece 3.5 cm2’lik bir yüzey alanında (bir başparmak tırnağı büyüklüğü) 9 milyar transistor içerir.[2] 1947 yılında fizikçi J. Bardeen, W. Brattain ve W. Shockley tarafından Bell Laboratuvarlarında icat edilen transistor, tüm modern elektronik cihazların neredeyse tamamında merkezi rol oynayan aktif elemandır. Transistorlar, dijital devrelerde elektronik anahtarlar olarak yaygın şekilde kullanılır ve elektronik cihazların temel yapı taşlarıdır.

Çöller, bir çipte bulunan silikon ve diğer ham maddeler bakımından zengindir. Keza çöller, ultraviyole ışınımı, şimşek, yağmur, rüzgar ve termal çevrim gibi, doğal olayların her türlü etkisine tamamen açıktır. Ancak, basitliğine ve nano boyutta küçüklüğüne rağmen, milyarlarca yıl boyunca, milyonlarca kilometrekare kum alanında, tek bir transistor bile oluşmamıştır. Tek bir transistor bile. Burada, entegre bir devre oluşturan, birbirine bağlı birkaç transistordan bahsetmiyoruz bile. Bu durum, hiçbirimize sürpriz olarak gelmedi. Çünkü hiç kimse bir transistorun veya entegre devrelerin kumda doğal olarak oluşmasını beklememektedir. Ve herhalde hiç kimse bir gün çöle gidip yerden doğal olarak oluşmuş çip toplama umudu beslememektedir.

Sebebi ise oldukça basittir: Bir kullanım amacı ve faydalılık gözetmeden doğal olarak oluşmuş madde birikimleri olan rastgele şekilli kum taneleri, çakıl taşları ve kayaların aksine, bir transistor, kasten ve bir amaca yönelik olarak ve faydalılık gözeterek bilgi ve beceriyle maddeyi hassas ölçülerle ve belli bir düzende bir araya getirerek yapılmıştır. Bu nedenle, bir çipin yapımı, doğa kanunları ve kuvvetlerinin sonucu olan eylemlerin çok ötesine geçer. Bir transistor’un yapımı, onu icat eden fizikçiler J. Bardeen, W. Brattain ve W. Shockley gibi, niyet, amaç, bilgi ve beceri birikimine sahip akıllı varlıklar gerektirir. Eğer insanlar gibi irade sahibi akıllı varlıklar olmasaydı, dünyada bilgisayar çipleri gibi kasıt ve akılla yapılmış madde formasyonları olmazdı. Çünkü doğa yasaları ve kuvvetleri kasıt ve akıl ile donanımlı değildir.

Eğer bir çöl safarisi sırasında, dizüstü bilgisayarda veya akıllı telefonda kullanılan işlemciler gibi birbirine bağlı milyonlarca transistora sahip bir mikroişlemci bulunsaydı, muhtemelen hiç kimse şu açıklamayı ikna edici bulmazdı: “Eh, bu bölge doğal olarak çip yapımında temel hammadde olarak kullanılan silikon bileşiği silika bakımından zengindir. Şimşek ve bazı rastgele kimyasal reaksiyonlar, bir şekilde tek transistor oluşumlarına neden oldu. Zamanla, komşu transistorlar arasında bağlantılar oluştu ve ilk entegre devreler ortaya çıktı. Sonunda, milyonlarca yıl boyunca, bu devreler o kadar büyüdüler ki, birbirine bağlı milyonlarca transistorun tam bir eşgüdüm içinde birlikte çalıştıkları başparmak tırnağı büyüklüğünde mikroişlemcilere dönüştüler. Evet, gerçekten çok şaşırtıcı ve inanması zor bir şey. Ancak, buraya bizden önce kimse ayak basmadığı için tek makul açıklama.”

Elbette herkes bu teoriye gülecek ve sevimli bir masal olarak bir kenara atacaktı. Hatta bazıları keşif liderine takılacak, ve çevre doğal olarak yetişen iPhone ağaçları olup olmadığını soracaktır. Bu argüman ışığında, şu soruyu sormaya hakkımız var: “Benzer bir izah, genellikle bir bilgisayar işlemcisine benzetilen ve birbirine bağlı milyarlarca nöron denilen sinir hücresinden oluşan insan beyni için ne kadar mantıklıdır?

Çöl safari hikayesini daha ilginç ve heyecanlı hale getirmek için, gezmekte olduğumuz çölün transistorlar, entegre devreler ve çeşitli büyüklükte mikroişlemciler ile dolu olduğunu varsayalım. Ayrıca, bu, dünyadaki tüm çöllerde böyle olsun. Ve insanların ağaçlardan meyve topladıkları gibi, çöllerden de doğal mikroişlemcileri toplayıp elektronik cihazlarda kullandıklarını farz edelim. Ve de entegre devreler ve mikroişlemciler doğal olarak kumda oluştuğu ve bedava oldukları için, dünyada hiçbir çip üreticisi bulunmadığını düşünelim. Bu durumda, yukarıda rehberin anlattığı çiplerin oluşumu ile ilgili açıklamayı hala saçmalık olarak görüp masal olarak nitelendirebilir miyiz? Muhtemelen hayır. En azından bunu o kadar kolay yapamayız. Bir süre sonra, çiplerin çöllerde doğal olarak oluşması fikrine o kadar alışırız ki, bu inanması zor ama gözümüzün önünde açıkça gözlemlenebilen olguya şaşıranlara şaşırırdık. Ne de olsa, biz insanların akıl dışı da olsa, hayalleri süsleyen masallara karşı zaafı vardır. Zaten belgesellerden çok film ve dizi seyretmemiz bunun kanıtıdır.

Çiplerin çöllerde doğal olarak oluşmasına muhtemelen bir süre şaşırmaya ve bir türlü akıl erdirememeye devam edecektik. Her fırsatta da hayretimizi ve hayranlığımızı ifade edecektik. Ama sonunda ‘oluyor işte’ deyip üzerinde fazla durmayacak ve bu konuyu daha fazla düşünmeyecektik. Akıl ve iradeleri olmadığı için doğa kanunları ve kuvvetlerinin bunları yapıyor olduklarına hala inanamayacaktık. Bir kısmımız kumlarda çiplerin rasgele oluşumlarını tesadüfe bağlayacak ve şans yıldızlarımıza teşekkür edecekti. Bir türlü ikna olmayan bazı şüpheciler, belki de ileri teknolojiye sahip olan uzaylıların bu çipleri sağladığını iddia edecekti. Ancak bu uçuk fikirlerinden dolayı fazla bir ilgi görmeyeceklerdir. Ne de olsa, eğer iPhone ağaçlarıyla büyümüş olsaydık ve doğal olarak yetişen iPhone’ları bu ağaçlardan bedavaya topluyor olsaydık, başta biraz garipsesek bile, ‘üzümünü ye, bağını sorma’ düşüncesi baskın çıkacak ve bu konuda düşünmeyi de bırakacaktık. Zaman her şeyi ehlîleştirir. Ne kadar inanılmaz ve akıl almaz olursa olsun, tüm olağanüstü şeyler, alıştıkça, basit ve sıradan görünmeye başlar. Neyse ki (veya ne yazık ki), kumlarda kendi kendilerine oluşan çipler ve ağaçlarda meyve gibi büyüyen iPhone’lar sadece hayaldir. Böyle şeyleri rüyalarımızda bile görmüyoruz. Dolayısıyla, bu problemle uğraşmamız gerekmiyor.

Yukarıda Sahra Çölü üzerinden sunulan akıl yürütme çizgisini takip ederek, şu öngörüde bulunabiliriz: Hayat, doğa kanunlarının doğal bir çıktısı olamaz. Çünkü hayat, üst düzeyde bir düzen, birlik ve organizasyonla birlikte gelir – ki bunların hiçbiri doğa kanunlarında yoktur. Ve hayat, amaç, niyet, faydalılık ile donanmış komplike yapıları netice verir – sübjektif özelliklere ek olarak tam bir iş birliği içinde çalışan trilyonlarca hücre, birbirine bağlı kilometrelerce damar, ve son derece sofistike sinir ağlarıyla donanmış insan bedeni gibi. Bu nedenle, hayat, tıpkı irade ve diğer öznel nitelikler gibi, fiziksel gerçekliğe indirgenemez.

Bu öngörü, günümüze kadar doğruluğunu kanıtladı ve zaman testini geçti. Çünkü hayat, neden-sonuç ilişkilerini manipüle ederek ve bilinen yaşam formlarını taklit ederek canlı yapma girişimlerini boşa çıkardı. Fiziki varlıkların artık çok iyi bilinen sınırlarından dolayı, hayat, her halükarda, fiziki gerçeklik üzerinde yansıyan tezahürsel bir fizik-dışı olgu olmaya devam edecektir. Durum böyle olunca, varoluşu, fiziksel gerçeklikle sınırlama konusundaki ısrar, açık bir önyargı ve materyalist ideolojiye bağlılıktır.

Sahra Çölü örneğinde sunulan argümanlar aynı zamanda, kum tanelerini kimyasal elementlerin atom ve molekülleri ile değiştirerek, yer yüzüne de uygulanabilir. Yine, yaşam formlarına göz ardı edersek, yer yüzünde var olacak şeyler, yüksek kıraç dağlar, derin vadiler ve rastgele şekillerdeki nehir yatakları gibi rastgele dağılmış element ve bileşik yığınları olacaktır. Çünkü bunlar, bir amaç, irade, bilgi, beceri ve güçten yoksun dural doğa kanunları ve kuvvetlerinin yapabileceği yegâne şeylerdir.

Arizona’daki Büyük Kanyon’u ziyaret ettiğimizde, Colorado nehri tarafından oyulmuş tüm büyüleyici ama düzensiz topoğrafik yapıların açıkça görünür bir amaç, fayda ve düzen olmadığından, doğanın sıradan işleri olduğuna kuşku duymayız. Ancak, nehri geçip tüm büyüleyici mimarisi ve ışıkları ile Las Vegas’a ulaştığımızda, bu mühendislik harikalarının ortaya konmasında, malzemelerin belli bir amaç, bilgi ve beceri ile düzenlenmesinde, doğa yasalarının üzerinde bir iradenin iş başında olduğu hakkında aklımızda hiçbir soru işareti kalmaz.

 

[1] https://mybroadband.co.za/news/hardware/200748-how-a-computer-chip-is-created-from-sand-to-cpu.html; accessed: Dec. 29, 2018.

[2] https://en.wikipedia.org/wiki/Transistor_count; accessed: Dec. 29, 2018.

Yunus A. Çengel

Mütevelli Heyeti Üyesi, Üsküdar Üniversitesi, İstanbul

Professor Emeritus, University of Nevada, Reno, ABD

yunus.cengel@yahoo.com

 

Devamı: 16 Nisan 2019

 

[1] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 138, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[2] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 134, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[3] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 135, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[4] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 137, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[5] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 141, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[6] Said Nursi, Sözler, 16. Söz, Küçük bir Zeyl, s. 281, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[7] Nursi, B. S., İsaratül İcaz, Envar Neşriyat, İstanbul, 1998, s. 87-88.

[8] How Did Life Begin: An Interview with Andy Knoll,” NOVA Science Programming, PBS, http://www.pbs.org/wgbh/nova/origins/knoll.html

[9] Laplace, Pierre Simon, A Philosophical Essay on Probabilities, s. 4, translated from the 6th French edition by Frederick Wilson Truscott and Frederick Lincoln Emory, Dover Publications, New York, 1951.

[10] https://mybroadband.co.za/news/hardware/200748-how-a-computer-chip-is-created-from-sand-to-cpu.html; accessed: Dec. 29, 2018.

[11] https://en.wikipedia.org/wiki/Transistor_count; accessed: Dec. 29, 2018.

[12] Walter Isaacson, Einstein – His Life and Universe, s. 388, Simon & Schuster, New York, 2007.

[13] Laughlin, R. B., A Different Universe – Reinventing Physics from the Bottom Down, Basic Books, New York, 2005, p. back cover page.

[14] Aynı eser, preface, p. xiv.

[15] Aynı eser, preface, p. xv.

[16] Aynı eser, s. 45.



Etiketler: , , , , , ,
Kategoriler: Prof. Dr. Yunus Çengel

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?